Pazartesi, Temmuz 13, 2015

PISA Sonuçları ve LYS Sınav sonuçları Okul Türleri açısından ne kadar tutarlı?



PISA 2012 ULUSAL ÖN RAPORU'ndan bir alıntı (çubuk grafiği) (MEB Yeğitek). 

Aşağıdaki tablo ise bu seneki LYS sonuçlarına göre yaratılmış "Türkiye'nin en iyi okulları" İsmet Berkan Hurriyet. 4.7.2015. 



Aslında değişen bir durum yok, PISA 2012, hatta 2009'a bakacak olursak da benzeri sonuçları görüyoruz. Benim dikkatimi çeken iki nokta oldu. Birincisi "Öğretmen Okulları" bunlara ne oldu, MEB bu konuda ne yaptı (hiç bir başarı cezasız kalmaz mı? dedi?). İkinci olarak da hep başarılı odukları halde üniversiteye girişleri engellenen İmam Hatip Okullarını ben bulamadım, 
yanlış bir listeye mi? bakıyorum? 

Anlaşılan o ki, "adam olmayacaksın adamın olacak" terminolojisi şehir efsanesi değilmiş.

Sürekli reform yapacağımıza neleri iyi yaptığımıza bakıp ders alsak bile yeterli görünüyor. 

Sorunlar onları yaratanların maantığıyla çözülemez. A. Einstein.


Saygılarımla,




Cuma, Haziran 19, 2015

Bütün Seviyelerde Bilgisayar Eğitimi, A.B.D'de konuşuyorlar bizde değil!

Merhaba:

Üyesi olduğum bir listede gelen bir mesajda aşağıdaki haber yer alıyordu:

(Bilgisayar Bilimi Eğitimi Bütün seviyelerde zorunlu olsun)




Bu konuda yıllardır yazıp, söyleyip duruyorum, az kaldı dışarıdakilerden duyup yeniymiş gibi bize de dayatmalarına. Buna da şükür mü? demeliyim. İkna olmak için daha bekliyoruz?

Aslında adamlar (A.B.D.)  bu işi bayağı ciddiye almaya başladılar bile; 




Bu konuda o kadar Türkçe yazdım bir faydası olmadı bi zahmet orijinalinden okuyun diye yazmaya başladım ama  gene de dayanamadım :-)

"Washington Gov. Jay Inslee signed House Bill 1813 into law today. The law establishes K–12 education standards for computer science courses, in addition to providing scholarship funds for teachers to get trained in computer science education and establishing related standards for teachers."

Temel eğitimde bilgisayar bilimi dersleri için standartlar belirlenmiş, ve bu alanda eğitim almak isteyen öğretmenler için burs verilmesi karara bağlanmış. Biz bu işe 90'larda başlamıştık, ama dert değil şimdi bu anglosaksonlar gelir ve bizi geçerler ve bizde onların standartlarını kullanırız.Bu haberleri görünce uzgörüsü muhteşem sayın "MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Faruk Yelkenci" nin kulakları çınlasın demeden geçemiyorum. MEB bu arkadaşı bir süreliğine ABD'ye gönderse iyi olur dönünce hepimizden çok Bilgisayar Eğitimcisi kesilebilir. ne dersiniz.

Olmazsa da kendisi bilir çünkü A.B.D. de bizden çok farklı durumda değil onlarda çağı yakalama da geri kaldıklarını düşünüyorlar ve nasıl çözüm üretiriz konusunda yoğun çaba harcıyorlar (biz uyurken). Durumu tam anlayabilmek için bir bağlantı paylaşacağım kısaca alıntı yapacak olursak;




The U.S. education system isn't adequately preparing students to use technology for problem-solving, according to a newly released analysis, which recommends what public schools and businesses can do to address that problem. Change the Equation, a Washington-based organization promoting science, technology, engineering, and math, or "STEM" studies, looked at how American millennials — the first "digital natives" because they were born after the Internet — fared in an international study of adult skills in 19 countries. 

Yukarıdaki alıntının Türkçe meali "A.B.D. eğitim sisteminin yeni nesilleri teknoloji kullanarak problem çözme becerileriyle donatmadıklarını söylüyor. Washington menşeyli "Change the Equation" kuruluşunun sitesinde paylaşılan bir çalışmada çok ilginç sonuçlar var. 



Düşük seviyedeki teknoloji becerilerinin A.B.D.'ye yüksek maliyeti? ve bu konuda ne yapabiliriz? sorularının cevabı için yazının başına dönebiliriz :-)

Eller gider Mersin'e biz gideriz tersine...

Saygılarımla

M. Yaşar Özden


Çarşamba, Haziran 17, 2015

Computational Thinking = Bilgisayarca Düşünme?

Merhaba:

Öncelikle, bir tanım yaparak başlayayım;

Computational Thinking (Bilgisayarca Düşünme) terimini bilgisayarları üretim amaçlı olarak hayat problemlerinin çözümünde kullanabilmek için gerekli olan bilgi, beceri ve tutumlara sahip olmak diye tanımlamak mümkündür.

Bu düşünme becerisi insanlara özgü birşeydir. Bilgisayarları üretim amaçlı kullanmak için gereken bilgi, beceri ve tutumlardan oluşur (daha fazla bilgi için aşağıdaki çalışmalara bakabilirsiniz).

"It is possible to define Computational Thinking briefly as having the knowledge, skill and attitudes necessary to be able to use the computers in the solution of the life problems for production purposes (Özden, M. Y., 2015)."

1. Ozgen Korkmaz, Recep Cakır, M. Yasar Ozden (2015) “Bilgisayarca Düşünme Beceri Düzeyleri Ölçeğinin (BDBD) Ortaokul Düzeyine Uyarlanmasi” Gazi Eğitim Bilimleri Dergisi, Gazi Journal Of Education Sciences, 1 (2), 143-162.
http://gazipublishing.com/media/uploads/images/GEBD_MAKALELER/Say_2/article_9_yayinlanacak.pdf

2. Ö. Korkmaz, R. Çakır, M.Y. Özden, A. Oluk, S. Sarıoğlu (2015) “Bireylerin Bilgisayarca Düşünme Becerilerinin Farklı Değişkenler Açısından İncelenmesi” Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 34 (2), 68-87.

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/188388

Yurtdışı yayın 
3. Korkmaz, Ö., Çakir, R., & Özden, M. Y. (2017). A validity and reliability study of the computational thinking scales (CTS). Computers in Human Behavior, 72, 558-569. http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0747563217300055

Bugün twitter'da şöyle bir mesaj gördüm ".... Bilgisayar öğretmenleri ile Bilişimsel Düşünme dersi-oyun tasarımı ...."

Burada mevzu bahis olan eğer Computational Thinking = Bilişimsel Düşünme ise yakından uzaktan ilgisinin olmadığını söyleyebilirim. Eğer terimler üzerinden gidersek Bilişim = Bilgi + İletişim terimlerinden üretilen bir birleşik kelime. bunun Computational kelimesinin ne İngilizcesi ne de Türkçe'siyle ilişkisi var. Amaç ben ürettim oldu ise biraz anlaşılabilir ama temeli olmadığı sürekli olarak itirazlar olacaktır. Bilgisayarlarla ilgili birşey konuşuyorsak onu karşılayacak birşeyler söylemeliyiz (biz Türkçe'de computer kelimesini bilgisayar olarak kullanmaya başladık, tuttu da şimdi bunların düşünme biçimi bilişimsel olunca bilişimatör mü? diyeceğiz bu cihazlara?). İnsanlar insanca, hayvanlar hayvanca, Türkler Türkçe, Almanlar Almanca konuşur ve düşünürler. Unutmayın, bütün dil bilimcilerin kabul ettiği bir sav var "kavram anadilde edinilir" kavramların çoğunluğu özellikle soyut olanları bir düşünce ürünüdür.

Aslında bir şeyi netleştirmekte fayda var eğer yapamazsak bu sorun devam edecek. Eğer derdimiz yeni nesilleri üretici olarak yetiştirmek istiyorsak onlara Bilgisayar Eğitimi vermeliyiz. Bunu da en iyi Bilgisayar Öğretmenleri araclığıyla yapabliriz. Bunun dışındaki bilişim falan filan mevzuyu sulandırıyor. Ayrıca, bu Bilişim kelimesi bazen iyiden karışıklığa neden oluyor. İngilize olarak kısaltması IT. IT = Information Technology fakat bizde ki arkadaşlar bunu IT = Instructional Technology olarak yorumluyorlar yabancı literaturde IT = Information Technology olmasına rağmen. IT, bizde oluyor Öğretim Teknolojisi ve kendini Öğretim Teknoloğu olarak adlandıran arkadaşlar içeriği buna göre şekillendirmeye çalışıyorlar. Halbuki, bizdekinin Öğretmeni olmaz, Öğretim Teknolojisini mi? öğretecekler öğrencilere. Okul, Öğretmen ve Öğrenci göz önüne alındığında Öğretim Teknolojisi Temel Eğitim de ne ders olur ne de öğrencilere seçmeli ya da zorunlu olarak okutulacak bir dersin içeriği olabilir. Amaç, Information Technology ise bu durumda da Instructional Technology ile araç bazında kullanım dışında bir ilgisi yoktur. O zaman, biz çocukların ne öğrenmesine yardımcı olacağız sorusunun cevabı bize yardımcı olabilir, Yabancı terimler üzerinden gideyim, başlangıç seviyeleri için Information Technology (IT), sonrasında ise Algoritmic - Computational Thinking (Bilgisayarca Düşünme) becerilerini kazandırmak için Computer Education (Bilgisayar Eğitimi) gerekir.

Öğretim Teknolojisi (Instructional Technology) ne olacak derseniz lisans üstü seviye de herhangi bir alanda lisans derecesine sahip kişilere lisansüstü bir derece olarak verilebilir, Öğretmenlikle ilgisi yoktur. Sonuç olarak, Bilgisayar Eğitimini kavramsal olarak kabul etmeyen kişilerin televizyonlarda bu konu da uzman olarak konuşmalarını tam anlayamıyorum. Kendilerini Öğretim Teknoloğu olarak tanımlayan arkadaşların öncelikle Bilgisayar Eğitimi, Bilgisayar Öğretmenliği konularında ki düşüncelerini açıklamalarında fayda var.


Saygılarımla
M. Yaşar Özden




Cumartesi, Mayıs 30, 2015

Computer Education

Hi:
When i looked at the 21st Century Student Outcomes and Support Systems from the following link ;

http://www.p21.org/storage/documents/1.__p21_framework_2-pager.pdf

I have noticed that; 
1. Content Knowledge and 21st Century Themes

Mastery of fundamental subjects and 21st century themes is essential for students in the 21st century. Disciplines include:
English, reading or language arts
World languages
Arts
Mathematics
Economics
Science
Geography
History
Government and Civics

In my opinion there is a missing knowledge type for creating Algoritmic and Computational Thinking Knowledges, Skills and Attitudes. Those knowledge types should be acquired by the new generations. If this opinion is true then, Computer Education should be given in K12. For that purpose we have to have "Computer Teachers" educated for this purpose. (Subject matter = Computer (Science, Engineering), proper pedagogy, having TPACK Knowledge). 
So, Computer Knowledge (science, engineering) should be added to Content Knowledge category?

I hope, you are agree.

Çarşamba, Mart 25, 2015

Finlandiya Alan Eğitimini Bırakıyor mu?

merhaba:
son günlerde yerli, yabancı basında ve sosyal mediada Finlilerin artık alan öğretimi yapmayacağına yönelik haber çokca yer almaya başladı;




Bu konuda Facebook ve Twitter'da aşağıdaki yazıyı paylaştım;


Son günlerde Finlandiya alan öğretimi yapmayacak şeklinde çıkan yazıları görünce oluşabilecek yanlış anlamalara önceden bir yorum amacıyla;

Bu ilgili alanların öğretiminden vaz geçtik anlamına gelmiyor. Öğretme/öğrenme şeklini değiştiriyoruz diyorlar. Pozitivist, parça öğrenme yerine bütün içinde anlam oluşturma yoluna gidiyorlar. Problemi hayatla ilişkilendirme yolunda önemli bir adım. Aslından soyutlayıp parça öğretmenin başarısız olduğunun tescili☺ benzeri öneriler eskiden de vardı. Integrated science öğretimi benzeri bir yöntem. Ya da interdisciplinary approach denilen uygulamaların başarılı olduğu yönünde alanyazında bir çok çalışma bulmak mümkün. Finliler şimdi bunu öne çıkarıyorlar yani ortada devrim filan yok. Bu tür uygulamalara geçmeden sistemin en temel ögesi olan öğretmenlerin buna hazırlık derecesi başarı üzerinde en önemli etken olacak. Finliler kendi öğretmenlerinin % 70 oranında hazır olduğunu söylüyorlar haklıdırlar çünkü Finlandiya'daki öğretmenlerin çoğunluğu Yüksek Lisans ya da Doktora derecesine sahipler ve bu dereceler alanda alınmış dereceler (eğitim bilimi dereceleri çok az). Şimdi bizde bir çok aklıevvel bu haberlerden yola çıkarak biz de uygulayalım diyecekler yani kritik bir 3M devrimi daha. Öğrenmede minimum yasası'na göre bu ikincil değişimler yok hükmünde olmaya mahkum. Bu arada bir sürü para zaman israfı da cabası. Yeni devrimimiz hayırlı olsun. Belki bu sayede bizim çocuklarda alan bilgilerini geliştirir ve YGS, LYS, TEOG, PISA, TIMSS sınavlarında yüzümüzü ağırtacak sonuçlar alırlar. Bu bana faiz düşsün ekonomi şahlansın procesini☺ hatırlattı. Sadece 3M (müfredat, metod, materyal) değiştirerek bu işler olsaydı 50 kere yapmıştık. Önce insan, Finli istediği gibi sistemle oynar çünkü nitelikli öğretmeni var. Bütün sorunlarımızın ana belirleyicisi EĞİTİM iyi bir eğitim için ise nitelikli öğretmen şart. Bir ülkenin gelişmişlik seviyesi öğretmenlerinin niteliği kadardır.
Saygılarımla

Cumartesi, Şubat 21, 2015

Manifesto 15; Değişen Öğrenme

"Sorunlar onları yaratanların mantığıyla çözülmez". Albert Einstein.

Merhaba:
Son günlerde eğitim konusunda sadece bizde değil dünyanın her tarafında insanlar "ne olacak bu eğitimin hali" diye kaygılanıp çözüm önerileri geliştirmeye çalışıp bunları paylaşıyorlar. Bu çabalardan ilgi çekenlerden birisi "Manifesto 15: Evolving learning" adıyla 


paylaşıma açılmış ve Eğitimpedia adresinde Türkçeleştirilerek kamuoyunun dikkatine sunulmuş bulunmaktadır. Yazının giriş kısmında 

"İlham kaynağı olan belgelerin çoğu güçlü bir şekilde bir tarihle ilişkilendirilir. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, 4 Temmuz 1776′da imzalanmıştı; Charter 77, Ocak 1977′de ortaya çıkmıştı; Dogme 95, 1995 yılında hazırlanmıştı. Fikirler zaman içinde dönüşür ve gelişir. Bu manifesto; fikirlerimizin, geleceğe yönelik vizyonlarımızın ve bugüne kadar öğrenme ve eğitim ile ilgili öğrendiklerimizin bir fotoğrafını temsil ediyor. Bu metin, şimdiye kadar neyi nasıl yaptığımızı ve bir sonraki eylemlerimizin neler olması gerektiğini anlamamızı sağlayan bir referans noktası niteliği taşıyor." deniliyor. 

Belge, 10 maddeden oluşuyor benim ilgilimi çeken 7. madde oldu. Bu madde de 

"Görünmeyen öğrenme, öğrendiklerimizin çocuğunun “görünmez” olduğunu kabul eden bir tanımdır. Yani öğrenme, örgün eğitimden çok örgün olmayan (non-formal), kendiliğinden (informal) ve tesadüfi deneyimlerle gerçekleşir. (Cobo & Moravec, 2011)." 2011 yılında yazılan bir yazıya referanslanan "Görünmeyen öğrenme" tanımı bana 2004 yılında yazdığım "Öğrenmede minimum yasası" başlıklı yazımı hatırlattı.
"Özden, M. Y. (2004). Law of the Minimum in Learning. Educational Technology & Society, 7 (3), 5-8"
Bu yazımın Türkçesine "Öğrenmede Minimum Yasası" bağlantısından erişebilirsiniz. 2004 yılında öğrenme konsundaki görüşlerimi şu cümlelerle tanımlamışım 

"“..öğrenme” negatifi olmayan, biz farkında olsak da olmasak da herhangi bir yerde ve zamanda gerçekleşen durağan olmayan (Bruner) ve sürekli bir işlevdir. Hayata gelişimizle başlar (bize aktarılanlarla birlikte anne karnındayken bile) ve yaşamımız boyunca sürekli öğreniriz bu yüzden eksik olur yanlış olur ama negatif (hep sıfırdan büyüktür) olmaz. Anlamlı öğrenmeler ise sosyal bir çevre içerisinde gerçekleşir. Bir yolla kendi kendimize öğreniriz ama anlam içinde bulunduğumuz çevre yardımıyla oluşturulur. 

Ben öğrenmenin sürekli olduğuna inanıyorum yani öğrenilen çoğu şeyin bizlere anne ve babalarımızdan (atalarımızdan) “Learnosomes”? adını verdiğim öğrenmenin temel yapıları aracılığıyla aktarıldığını düşünüyorum. Ne yazık ki, günümüzde bu yapıların moleküler varlığı konusunda bir doğrulama olmasada yakın bir gelecekte varlıklarının bulunacağı konusunda iyimser görüşe sahibim.

Öğrenme sürekli bir işlev olduğu için devamlı bir şekilde öğrenemeye devam ederiz, öğrendiklerimiz hiç bir zaman tamamıyla kaybolmaz daha önceki tecrübelerimiz ve sosyal çevrenin etkisiyle yani anlamlara dönüşür yani öğrenme yoktan var olmaz, var olan öğrenmeler de yok olmaz ancak şekil değiştirir (Öğrenmenin Korunumu (Sakımı) Kanunu)." 
Sonuç olarak, öğrenmenin formal/non-formal'i olmaz anlamlı, anlamsız, yalan, yanlış sürekli öğreniriz. Öğrenmeyi, sadece okul çerçevesine sınırlamak, birde üstüne öğretmeye kalkmak :-) bugünkü eğitim/öğretim sistemlerinin en büyük çıkmazlarını oluşturuyor. Öncelikle, öğrenme konusunda öğrendiklerimizi sorgulayarak buradan bir çıkış yakalayabiliriz, değilse, sorunlar onları yaratanların mantığıyla çözülmeyeceği için boşuna zaman harcamaya devam edeceğiz. bitirmeden bir iki kalıp haline getirdiğim cümleyi de paylaşayım.

"Eğer yanlış trene binmişseniz, koridorda ters yöne gitmek sizi hedefinize götürmez".

"Nitelikli eğitim bütün çocukların hakkıdır". 
"Nitelikli eğitim için nitelikli öğrenme yardımcısı (biz öğretmen diyoruz) gerekir". 
"Bütün toplumların gelişmişlik seviyesi, sahip olduğu nitelikli öğretmen kadardır"
"Öğrenmenin sahibi kim" bunu bilmeden öğrenme konusunda çözüm oluşturulamaz".

Saygılarımla












  

Pazartesi, Şubat 16, 2015

Geleceği Silisyum mu? Karbon mu? şekillendirecek! Bitkilerden elektrik enerjisi elde edilebilir mi?

Merhaba:
Bugün Facebook'a bakarken eski öğrencilerimden sayın Uğur Umutluoğlu'nun gönderdiği bir resim uzun süredir yazmayı düşündüğüm bu yazı yazıyı yazmama neden oldu. Resim bana güneş enerjisinden elektrik enerjisi elde etmede geldiğimiz noktayı göstermesi açısından çok anlamlı geldi. 




Güneş pilleri, yüzeylerine gelen güneş ışığını doğrudan elektrik enerjisine dönüştüren yarı iletken maddelerdir. Yüzeyleri kare, dikdörtgen, daire şeklinde biçimlendirilen güneş pillerinin alanları 100 cm2  civarında, kalınlıkları özellikle en yaygın olan silisyum güneş pillerinde 0.2 – 0.4 mm arasındadır. 

Resim üzerinden konuşmaya devam edecek olursak, yakın bir gelecekte bu tür güneş pilleri giyilebilir hale gelebilirler ve cebimize koyduğumuz herhangi bir cihazın hiçbir zaman pili bitmeden kullanımımıza hazır olabilir (havalar güneşli olduğu sürece). Tam bu nokta da benim aklıma organik sistemlerle yukarıda örneğini konuştuğumuz inorganik sistemlerden hangisinin gelecekte daha çok tercih edileceği sorusu geldi? Organik gurubunda yer alan canlı sistemleri kullanarak bu tür bir enerji dönüştüren sistem düşünülebilir mi?. Bitkileri düşündüğümüzde "Fotosentez" yapan bitkiler yaşamları boyunca güneş enerjisinden elde ettikleri enerjiyi kimyasal enerjiye çevirerek hem yaşamsal faaliyetlerini sürdürmekte hem de besin olarak kullandıkları/kullandığımız karbonhidratları (basitçe şeker diyebiliriz) sentezlemektedirler. Bu enerji dönüşümünü güneş enerjisi----> kimyasal enerji olarak söyleyebiliriz. Elde edilen enerji  ATP (Adenozin tri fosfat), NADPH olarak depolanmakta ve canlı ne zaman enerji ihtiyacı olursa 3 fosfat bağından birini kırarak ortaya çıkan enerjiyi kullanarak sağlamaktadır. Sonuç olarak güneş enerjisi "Fotosentez" yapabilen canlılar için masrafsız enerji kaynağı olarak kullanılmaktadır (aynı zamanda tertemiz enerji, işlem sonucunda oksijen verilmekte) :-) Tam bu noktada, neden bu sistem evlerimizin ısıtmasında, soğutulmasında, diğer elektrik enerjisi isteyen etkinliklerin sürdürülmesinde kullanılmasın? "Fotosentez" yapan canlılar neden bu enerji üretiminde kullanılmasın diye bir soru sorsam? cevabı çok kolay olmayacaktır sanırım.  Nedenine gelince, insanoğlu olarak günümüzde "Teknolojik araç gereç" olarak kullandığımız bütün yapılar ne yazık ki inorganik malzemeler kullanılarak elde edilmiştir. Güneş pillerinin temel malzemesi olan Silisyum bunların en şöhretli olanıdır. Bilgisayar diye nitelediğimiz yapıların temelinde de silisyum tabanlı çipler kullanılmaktadır. Organik olarak adlandırdığımız canlılar ise Karbon tabanlıdır. Bu iki element doğada yaygın olarak bulunmaktadır. Kısaca bilgi vermek için her ikisinin kimyasal bağ yapma özelliklerine baktığımızda;

     


Birbirlerine çok benzediklerini söylemek çok iddialı olmayacaktır. Birbirlerine bu kadar benzeyen iki yapıdan doğa canlılar için Karbonu kullanırken, en büyük insan buluşlarında Karbon yerine Silisyum tercih edilmiştir. Bu tercihler sonucunda olanlara baktığımızda ise, günümüz teknolojik cihazlarının temelini oluşturan bilgisayarlar ikili bir sistemle kodlanabilirken (binary) canlılar 4'lü bir kodlama sistemine göre kodlanmaktadır (DNA, RNA) İkili sistemle kodlanan cansız yapılar ancak sayısal verileri anlayabilirken 4'lü sistemle kodlanan canlılar analog elektrik sinyallerini anlayabilmekte ve yorumlayabilmektedirler. Canlı sistemler bu 4'lü kodlama sistemini kullanarak kendi benzerlerini hatasız olarak üretebilmekte, ve mutasyonlar yoluyla da sürekli olarak ortam koşullarına uygun değişimler geçirerek evrimleşmektedirler. Henüz, en küçük canlı özelliği gösteren bir varlığı silisyum tabanlı olarak üretebilmiş değiliz. Aslıda bunun için daha çok uğraşmamız gerekecek gibi, canlıların yaşı göz önüne alındığında arkasında 3.5 milyar yıl gibi bir tecrübenin olduğunu hatırlamak faydalı olacaktır. 

Bu bilgileri göz önüne aldığımızda önce seçim konusunda radikal bir dönüşüm gerekecek gibi görünüyor silisyum yerine karbon tabanlı sistemlere dönüş :-) eğer bu gerçekleşebilirse o zaman şöyle hayaller kurabiliriz. Canlılar tarafından üretilen elektrikle aydınlatılan şehirler. buzdolapları, klimalar, bu elektriği kullanarak pillerini doldurduğumuz arabalar vb. :-) 

Ek olarak, wireless iletişim yerine feremon tabanlı iletişim. Böcekler bu yöntemle kilometrelerce uzaktan birbirleriyle iletişim kurabiliyorlar. Arılar polenlerin yerini birbirlerine adresleyebiliyorlar. Bu tür bir iletişim sayesinde bugünlerde maruz kaldığımız birçok zararlı etki ortadan kalkacaktır :-) 

1990'lı yılların sonundaki derslerimde öğrencilerle gelecekten konuşurken bir zaman sonra silisyum tabanlı çiplerin yerine karbon tabanlı çiplerin alacağını (adı için de ZENTIUM diye bir adlandırmam olmuştu) çocuklara doğumlarından itibaren bu çiplerin takılacağını bu çipler sayesinde kablosuz? iletişim sağlanırken düşünme aktarma, beyin okuma dahil (çipi hacklenenler? :-)) aklımızda şuan olamayan birçok şeyin gerçekleşebileceğini konuştuğumuzu hatırlıyorum. Aslında, doğa bu konudaki alıştırmalarına/araştırmalarına devam ediyor, Bacterial rhodopsin'den yola çıkarak insan gözündeki rodopsin'e kadar ışığa duyarlı yapılar ışık enerjisiyle işler yapmaktalar. Kim bilir, yakın bir gelecekte bu proteinler kullanılarak güneş enerjisinden bizim istediğimiz yönde gelişmeler olursa sürpriz olmaz. 

Saygılarımla,


Salı, Ocak 20, 2015

Taban puan eğitim için de şart!!!!

Merhaba

Başlıktaki konu "Eğitim Şart" cümlesinin gerçek olması için çok önemli. Türk Eğitim Sisteminin asıl sorununun nicelik olmaktan çıkmaya başlayıp nitelik/kalite, eşitsizliğin giderilemesine doğru adımlar atılması konusunda epeyce bilgi birikmeye başladı. Bunun sonucu olarak son günlerde basınımızda YÖK Başkanımızın bir konuşması bu açıdan bakınca bana çok önemli geldi ve 15 Ocak 2015 tarihinde Facebook/Twitter üzerinden aşağıdaki paylaşımlarda bulundum, bu mesajları bazı adresini bildiğim gazete yazarlarına da gönderdim.

Haber Milliyet gazetesinde çıkmıştı;

Üniversiteye girişte devrim gibi kararlar

Hukuk ve Tıp’a taban puan geliyor

YÖK, üniversite başvuruları devam ederken şok kararlara imza attı


Haberi yazan gazeteci sayın Abbas Güçlü, karara devrim gibi diyor? eğer bu yolla bu meslek gurubunun kalitesi artırılacaksa "bütün mesleklerin anası olan Öğretmenlik" için niçin aynı uygulama düşünülmez sorusunu sormaz bu eğitim yazarı arkadaşlar? Bu yazı üzerine birkaç gün bekledim, bizim eğitim camiasından ses seda çıkar mı? diye, ne yazık ki herkes akademik çalışmalarından fırsat bulamadı galiba. Bunun üzerine sosyal ortamda aşağıdaki paylaşımları yaptım.

"
Sayın YÖK başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç öğretim kalitesinin yukarıya çekilmesi için uygulamaya başlanacak olan taban puan uygulaması konusunda açıklamalar yaparken "....bu konuda herkesin kendi mesleğine sahip çıkmasını ve taban puanı çıtasının yükselmesi için baskı grupları oluşturmasını istedi...." ilk uygulama tıp ve hukuk fakültelerini kapsayacakmış sonra yaygınlaşacakmış.
Üniversiteye girişte devrim gibi kararlar:
Buraya kadar söylenenleri doğru kabul edecek olursak insanın aklına "ÖĞRETMENLİK" nietliği artırılması gereken bir alan değil mi? sorusu geliyor.
"Bir ülkenin gelişmişlik seviyesi sahip olduğu NİTELİKLİ ÖĞRETMEN kadardır. " (bu benim uzun zamandır paylaştığım bir söz)
Umarım, sayın YÖK başkanımız aynı uygulamayı ÖĞRETMEN yetiştiren kurumlar içinde yaygınlaştırır. ya da yeni uygulamanın gerçekleşeceği fakülteler içinde formasyonla mezun verme şansını tanır.
YÖK, üniversite başvuruları devam ederken şok kararlara imza attı
MİLLİYET.COM.TR|EKLEYEN: MİLLİYET.COM.TR TÜRKİYE'NİN LİDER HABER SİTESİ
Beğen ·  · "

"
M. Yaşar özden Unutmuşum, sözüm öğretmenlere " "....bu konuda herkesin kendi mesleğine sahip çıkmasını ve taban puanı çıtasının yükselmesi için baskı grupları oluşturmasını istedi...." YÖK başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç. 
Demek ki neymiş, mesleğinize sahip çıkacakmışsınız, öyle formasyon falan filan? ....


"


17 ocak 2015 tarihinde Haberturk gazetesinden sayın Pervin Kaplan  aşağıdaki yazıyı kaleme almış.

Pervin Kaplan

Pervin Kaplan

Taban puan eğitim için de şart

17 Ocak 2015 Cumartesi, 01:15:11Güncelleme: 08:54:33

Sözün sonu;

Öğretmenlik bütün mesleklerin anasıdır...

Bir toplumun gelişmişlik seviyesini sahip olduğu nitelikli Öğretmen belirler.

İyi Öğretmen olmadan Bilim, Sanat olur mu?

İyi öğretmen olmadan Yüksek Teknoloji olur mu?

Sayın YÖK başkanımıza doğrudan soru (belki gazeteci arkadaşlar sorabilir)  "Taban puan uygulaması niteliği artıracaksa niçin Öğretmen yetiştiren kurumlar için uygulanmıyor"

Saygılarımla,