Cuma, Ocak 15, 2016

2013 KPSS Sonuçlarının Öğretmen Adaylarının Mezun Oldukları Alanlara Göre İncelenmesi

Merhaba;
Formasyon konusunda yazıp duruyorum ama değişen birşey yok. Sadece anlamaya çalışıyorum, örneğin, yeterince Öğretmen adayı mı yok?, cevap olarak bunun doğru olmadığını söylüyor değilse Atanamayan Öğretmen diye bir sorunumuz olmazdı. Eğitim Fakültelerinden mezun olanlar yeterli değil mi? Bu da doğru değil, aşağıdaki çalışma tam 94.625 adayın KPSS sonuçları incelenerek yapılmış. Yani yetişen Öğretmen konusunda da nitelik olarak sorun görünmüyor. 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Eğitim ve Bilim Education and Science
2014, Cilt 39, Sayı 171 2014, Vol. 39, No 171

2013 KPSS Sonuçlarının Öğretmen Adaylarının Mezun Oldukları Alanlara Göre İncelenmesi
An Investigation of KPSS 2013 Results in Terms of Candidate Teachers’ Fields

Mustafa SAFRAN, Adnan KAN, Mutlu Tahsin ÜSTÜNDAĞ, Gazi Üniversitesi, Togay Seçkin BİRBUDAK, Osman YILDIRIM, Gazi Üniversitesi Milli Eğitim Bakanlığı

Öz

Bu çalışmanın amacı, öğretmenlik mesleğine kaynak teşkil eden eğitim fakülteleri ile diğer fakülte mezunlarının 2013 Kamu Personeli Seçme Sınavı’ndaki (KPSS) başarı durumlarını karşılaştırmaktır. Çalışmanın amacı doğrultusunda, öğretmenlik alan bilgisi testi yapılan ve hem eğitim fakültelerinden hem de fen edebiyat fakülteleri başta olmak üzere diğer fakültelerden mezun adaylardan öğretmen ataması yapılan on branş (Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik, Tarih, Coğrafya, Türk Dili ve Edebiyatı, İngilizce, Almanca, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi) üzerinde araştırma gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda söz konusu branşlarda sınava giren 94.625 adayın KPSS başarı puanı incelenmiştir. Araştırma neticesinde dokuz branşta eğitim fakültesi mezunu adayların diğer fakülte mezunu adaylara göre daha başarılı oldukları sonucuna varılmıştır. Çalışma sonuçlarının Türkiye’nin öğretmen yetiştirme ve istihdam politikalarına ciddi katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Eğer Eğitim Fakültesinden mezun olanlar kötü değilse ve atanamıyorlarsa Formasyon denen ucube yöntemle hala Öğretmen yetiştirmeye çalışmanın nedeni ne? daha çok para kazanmak mı? Herhalde bir cevabı vardır. 

Bu sonuçları bile bile Formasyonda ısrar ediliyorsa bende;

 


Saygılarımla,




Perşembe, Ocak 14, 2016

Bilgisayar Öğretmeni mi? Bilişim Öğretmeni mi?

Merhaba:

Ağustos 2014-2683 Millî Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisi 1217

ÖĞRETMENLİK ALANLARI, ATAMA VE DERS OKUTMA ESASLARINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR ESASLAR'ına bakınca;

Bilişim Teknolojileri olmak için aşağıdaki alanlardan mezun olmak gerekir yazıyor;

        1. Bilgisayar Öğretmenliği
2. Bilgisayar Sistemleri Öğretmenliği
3. Bilgisayar ve Kontrol Öğretmenliği
4. Elektronik ve Bilgisayar Öğretmenliği/Eğitimi
5. Bilgisayar Mühendisliği(*)
6. Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği (*)
7. Kontrol ve Bilgisayar Mühendisliği (*)
8. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği (**)
9. Matematik-Bilgisayar Bölümü (*) (**)
10. İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri (*) (**)
11. Bilgisayar Teknolojisi Bölümü/Bilgisayar Teknolojisi ve Bilişim Sistemleri Bölümü (*) (**)
12. Bilgi Teknolojileri (*) (**)
13. Yazılım Mühendisliği (*)
14. Bilişim Sistemleri Mühendisliği (*)
15. Bilgisayar ve Kontrol Teknolojisi Öğretmenliği
16. Elektronik ve Bilgisayar Bölümü (*)
17. Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri (*)
18. Bilgisayar Bilimleri(*)

        (*) Pedagojik Formasyon gerekir
(**) Mesleki ve Teknik Ortaöğretim Kurumlarına
Atanamazlar


Atamaya Esas olan alan taşıyan (Bilişim Teknolojileri) bir tane bile Öğretmen yetiştiren kurum ismi yok :-). Buradan ihtiyacın, Bilişim Teknolojileri değil Bilgisayar olduğu görülüyor. Nedenine gelince Bilişim Teknolojisi bize ICT terimiyle (Information and Communication Technology biz bunu Bilgi ve iletişim Teknolojisi diye çevirdik) Hoş geldi sefa geldi ama kafalarda karışıklığa neden oldu. BÖTE bölümlerinin içerisindeki Öğretim Teknolojisiyle karıştırıldı. Her ikisi de IT olunca insanlar keyiflerine göre kullanmaya başladılar. Öğretim teknolojisi olan IT (Instructional Technology) alanının öğretmeni olmaz lisans sonrası seviyede yurtdışında da yaygın olarak bulunur hedef kitlesi olarak öğrencilerden ziyade öğretmenlerdir. Konuları arasında işletim sistemleri, donanım, yazılım bunları kullanarak kodlama vb. yoktur. Dolayısıyla, Öğretim Teknolojisi olarak doğrudan öğrenciye anlatılacak bir konusu yoktur. İkinci IT ise (Information Technology, biz bunu bilgi teknolojisi olarak çevirdik yanına bir de communication ekledik ve bilgi ve iletişim oldu, sonra da birleştirip Bilişim yaptık) "Bilgi" aslında tam karşılık olarak "Information olmuyor, "Malümat" daha doğru karşılıyor bu terimi :-). Alan olarak da "Bilgisayar Bilimi", "Mühendisliği"nin konularına yakın sayılabilir (Öğretim teknolojisiyle kıyaslanınca çok daha fazla benzerlik bulunabilir). 

Sonuç olarak BÖTE bölümlerinin "Bilişim"le ilişkili kısmı Bilgisayar kısmından geliyor, bu bölümlerin kurulma amacı "Bilgisayar Öğretmeni" yetiştirmekti. 

MEB tarafından düzenlenen BTR kurs içeriğine baktığımızda "Öğretim Teknolojisi" deyip "Bilişim Teknolojisi" konuları öğretilmeye çalışılıyor. Fakat, bu sefer de kavramlar karışıyor. Teknik olarak adlandırılan yazılım, donanım, vb. alanlara giren konuların "Öğretim teknolojisi" alanıyla kullanım dışında bir ilgisi yoktur. Halbuki, yurtdışında bir çok ülke artık "Computer Science" alanını Temel Eğitim seviyesinde zorunlu müfredatları içine almaya başladılar. Bu içerik Öğretim teknoloğu olan, olduğunu söyleyen arkadaşların ilgi alanına girmemektedir. Doğrusu, bu seviyede gereken bilgi, beceri ve tutumlarla yetiştirilen Bilgisayar Öğretmenlerinin işidir. Yani, Talim Terbiye sayfalarında bu alan bilgisine yönelik atamalar ya ilgili alanlardan yapılmalı (ki böyle bir bölüm yok) ya da bu alanın ismi eskiden olduğu gibi Bilgisayar olmalı.


Saygılarımla,















Bilişim Teknolojileri Rehber Öğretmenliği Kursu Programı? Çalışır mı? Amacına Ulaşır mı?

Merhaba:
Milli Eğitim Bakanlığı, Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilecek olan 100 saatlik "Bilişim Teknolojileri Rehber Öğretmenliği Kursu Programı" duyurusuna aşağıdaki gazete bağlantısından ulaşmak mümkün. 


Bilişim Teknolojileri Rehber Öğretmenliği Kursu Programı


MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI

ALAN
ALT ALAN
KODU
Eğitim Bilimleri
Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme
2.01.01.04.007




Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Mesleki Gelişim Programı


Etkinliğin amaçlarına bakıldığında 33 adet amaç belirlenmiş bu amaçaların kaç tanesi "Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme" alt alanıyla ilişkili derseniz durum biraz karışık; Şöyleki 7-13. amaçlar aşağıdaki şekilde sıralanıyor;


 Temel ağ sorunlarını tespit eder ve çözüm yöntemlerini bilir.       
Ağ güvenliği cihazlarını tanır.       
Güvenlik yazılımlarını kullanır.       
Windows işletim sistemini kurar ve yapılandırır.       
Pardus işletim sistemini kurar ve temel düzeyde yapılandırır.       
Mobil işletim sistemlerini kullanır.       
İşletim sistemi yedekleme iş ve işlemlerini yapar 


ve bu amaçlara erişmek için ise "Etkinliğin içeriği" başlığı altında biraz daha detay veriliyor;

Donanım / Yazılım / Ağ Bileşenleri (10 saat)
İşletim Sistemi (20 saat)
Web tasarımı (15 saat)

Toplam olarak 45 saatlik bir kurs deneyimiyle, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümlerinde en az 3 ayrı ders olarak okutulan müfredat 8-10 günlük bir kurs ile verilebileceği sanılıyor. Yukarıda isimleri zikredilen işletim sistemlerini bu sürelerde ÖĞRENİLMESİ sağlanabiliyorsa, bu işi yapan arkadaşları hemen Üniversite kadrosuna alıp bu işi bir sürü ders verip beceremeyenlerin yerine görevlendirmek ülkemiz için daha hayırlı olacaktır. 

Aslında benim bir önerim olacak, kursun başlagıncında ve bitiminde uygulanacağı söylenen ölçme değerlendirme amacıyla hazırlanan testleri BÖTE bölümlerimizden bu konularda çalışan akademisyen arkadaşlara hazırlatalım ve seçilen kursiyerlere uygulayalım, sonuçları da kamuoyuyla paylaşalım. Bunun iki önemli faydası olacaktır, birincisi kursların etkinliği ve bu kurslardan mezun olanların yetkinlikleri konusunda ki şüpheler ortadan kalkacaktır. İkinci olarak ise, yukarıda da söz ettiğim gibi BÖTE müfredatlarında ders(ler) olarak okutulan bu konuların gözden geçirilerek luzümsuz yere öğrencilerin zaman harcamalarının önüne geçilecektir.
Ben sonuçları şimdiden biliyorum, işin ilginci bu kursu düzenleyenler de biliyor ama maksat "Dostlar Alışverişte Görsün, (DAG)" etkinliği yapıp çevir kazı yanmasın diyorlar. O arada olan bu konuda hizmet vermek için 4 yıl boyunca eğitim alan bir çok kişi mağdur oluyor.

Gelelim işin "Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme" kısmına bunun içinde programda verilen bilgiye baktığımızda;

Elektronik Materyal Kullanımı ve Uygulamaları (16 saat)

Bu konu/ders için halen Bilgisayar Öğretmeni (Computer Education) olmak üzere (Bölümlerin adı Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri, Yabancı dilde yazılışı Computer Education and Instructional Technology, Bilişim = Information and Communication) öğrenci yetiştiren bölümlerin örnek bir kaçının müfredatlarına baktığımızda;

Hacettpe Üniversitesi:

Eğitimde Materyal Tasarımı ve Kullanımı / Öğretim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı


ODTÜ, BÖTE 207
Ders Adı: Öğretim Materyali Tasarımı ve Kullanımı (2-2)3

9 Eylül Üniversitesi
DERS ADI: ÖĞRETİM TEKNOLOJİLERİ VE MATERYAL TAS.


16 saatte verilecek konular için gene ders ya dersler verilmektedir. Yukarıda söz ettiğim gibi eğer bu içerik bu kadar zamanda verilebiliyor ve bunun sonuncunda insanlara belge verilip görevlendirme yapılabiliyorsa bizim üniversite sistemimizde ki sorun çok büyük. Fakat, ben gene bu kurs içeriğinin yetersiz olduğuna ve amaçladığı hedefe ulaşması konusunda sorunlu olduğunu düşünüyorum. Tersini iddia edebilecek bir kurs planlayıcısı, düzenleyicisi varsa bunları ölçüp, değerlendirebilecek çok sayıda BÖTE bölümü akademisyenimiz var. Deneyelim mi?

Sonuç olarak, bu kurs içeriğiyle yetiştirilecek kişilerin amaçlanan hedefleri gerçekleştirmesi mümkün görünmemektedir. Bu ve benzeri kurslar geçmişte konuya hakim eleman sıkıntısı olduğu için düzenlenmişti (90'lı yıllar). Fakat, bu ihtiyacın sürekli olacağı ve kurslarla bu işin yürütülemeyeceği bilindiğinden önce Fen Bilimleri Eğitimleri Bölümleri altında "Bilgisayar Öğretmenliği anabilim dalları kuruldu, 1998'den itibaren de bu anabilim dalları bölüm olarak Bilgisayar ve Öğretim Teknolojilerine dönüştü. Bu bölümlerimizden ODTÜ hariç (ilk Bilgisayar Öğretmenliği orada kurulduğu için ilk mezunlar 1998'den itibaren verilmeye başlandı) 2002 yılından itibaren mezun verilmeye başlandı. Son yıllarda her yıl yaklaşık 3000 mezun (yaklaşık olarak 30-35.000 mezun)  bu bölümleri bitirip Temel Eğitim Seviyesindeki okullarda "Bilgisayar Öğretmeni" olarak görev yapmayı bekliyorlar. Kurs içeriğine baktığımızda 100 saatlik olarak öngörülen ve çok kısa zamanlarda verileceği anlaşılan içeriği bu öğrenciler 4 yıla yayılmış bir süreçte öğrenirlerken ve atama beklerlerken Milli Eğitim Bakanlığımız sanki bu Öğretmenler yokmuş gibi davranıp kurslar düzenliyor, belge veriyor (kendini YOK'ün yerine koyuyor, Pedagojik Formasyon üniversiteler tarafından yapılan ama yapılmaması gereken bir örnektedn bile ileri bir uygulma :-)) ve en kötüsü daha nitelikli donanıma sahip mezunlar atanmayı beklerken taklitlerini işe alıyor. 

BTR denilen uygulama sertifikasyonla bir mesleğin asıl sahiplerinden alınmasından başka birşey değildir. İşin kötüsü bu sertifikasyon diğer öğretmenliklerde üniversiteler tarafından yapılırken bu sefer Milli Eğitim Bakanlığı eliyle gerçekleştiriliyor. Mesleğin asıl sahibi Bilgisayar Öğretmenleri ise sadece belki bizde bu sayede atanabiliriz diye bu uygulamaya sahip çıkıyorlar.

Bu herhalde gene bizim buluşumuz olan "Türk tipi meslek edindirme"ye güzel bir örnek oluşturuyor. Sonra da vay FATIH projesi niye ....

Bu ülkenin insanına, harcanan emeğe, paraya ve en önemlisi harcanan zamana yazık.

Sorunlar onları yaratanların mantığıyla çözülmez. A. Einstein.

Saygılarımla,




















Çarşamba, Ocak 13, 2016

Orta Gelir Tuzağı, Çözüm için Gerek ve Yeter Şartlar?

Merhaba:
Bugün milliyet gazetesi yazarlarından Mehmet Tezkan'ın yazısında Orta gelir tuzağı konusunda söylediklerini okuyunca bu konuda önceki tarihlerde yazdığım yazılar aklıma geldi ve kendisine aşağıdaki maili gönderdim;

Sayın Tezkan:
Bugünkü yazınız şöyle bitiyor “Bu saydıklarımın dışında başka yolunu bilen varsa; söylesin” benim bir önerim olmuştu henüz bu orta gelir tuzağı bu kadar moda olmadığı zamanlarda;

Orta gelir tuzağı kader mi?

Türkiye'nin yumuşak karnı orta gelir tuzağı

Ekonomide Yaptığımızı Eğitimde Yapamaz mıyız?

Yazınızda, sayın Prof. Dr. Daren Acemoğlu’ndan bir alıntı var;

“Ne yapmak lazım?
Prof. Dr. Daron Acemoğlu’nun tezi şu: Bir toplumda, siyasi ve iktisadi alanda eşit rekabet ortamı varsa.. Hukuka saygılıysa.. Mülkiyet hakları korunuyor, siyasi gücün üzerinde denge ve fren mekanizması saat gibi çalışıyorsa.. Yani yargı, sivil toplum, medya güçlüyse..
Büyüme sürekli olur, refahı getirir..”

Bu yukarıda söylenenler gelişme olmasa da olmadan modern bir toplum olmak mümkün değil, bunlar gerek şartlar fakat ileride rekabet edebilmek için yükte hafif, pahada ağır ihraç ürünlerini üretecek bireylerin yetiştirilmesi için yeterli değil. Yukarıda ki şartların hepsi yerine getirilse de eğer nitelikli insan gücünüz yoksa sonuçta modern bir toplum olursunuz ama diğer üretici devletlerin ürettiklerini kullanmaktan öteye gidemezsiniz. Burada, söylemeye çalıştığım şey eleştiri getirmek değil gerek ve yeter şartlara aynı ölçüde vurgu yapılmasını istemek. Bu tür büyük dönüşümlerin konuşulduğu, önerildiği dönemlerde nedense eğitim hep gözden kaçıyor. Benim ifade etmeye çalıştığım türden bir eğitim hamlesinin sonuçları en iyi ihtimalle 10-15 yıl gibi bir zaman istiyor. Fakat, bizim siyasiler kendi seçilmiş oldukları dönemlerin ötesini görüp, düşünemedikleri için biz bu sürenin 8-10 katını cumhuriyet döneminde kaybettik. Korkum o ki kaybetmeye de devam edeceğiz. Sahi, “orta gelir tuzağı kader mi?”.
Yeter şart için yukarıda bağlantılarını paylaştığım yazılarda vurguladığım türden bir eğitim reformuna ihtiyaç var. İnsan öğesi hazır olmadan reform olmuyor ne yazık ki?


Saygılarımla,




Pazartesi, Ocak 04, 2016

Sputnik, Discovery Learning, Inquiry Learning, STEM ve türevleri?

Merhaba:
Bu yazıyı uzun süredir yazacaktım ama sosyal ortamlarda verdiğim yanıtların yeterli olacağını düşündüğüm için bir türlü kısmet olmadı.  Toplumsal hafızamız olmadığı gibi Eğitim alanında da bu balık hafızalı olma durumu çok benimsenmiş durumda. STEM konusunda Aydın Üniversitesi tarafından yazılan raporu okuduktan sonra "Öğrenciler size sonra SİTEM etmesinler" diye bir yorum yapmıştım. Orada da aynı noktayı vurgulamıştım. Neydi bu nokta, Sputnik 1957'de uzaya Amerikalılardan önce gönderilince Amerikalılar toplum olarak bundan çok etkilenmişler (hemen bir kaynak göstereyim).


Kaynak: Learning, Creating, and Using Knowledge: Concept Maps as Facilitative Tools in Schools and Corporations, Joseph Donald Novak, Taylor & Francis, 2010 - Education - 317 pages.

Bu kitabın 63. sayfasında;


hikaye şu şeklide devam ediyor, Amerikalılar da Rusların gerisinde kalma işini hemen bizde olduğu eğitim sistemini sorgulayarak yola çıkıyorlar ve okul sistemlerinin çok fazla ezebere dayalı olduğunu, çok fazla test çözme tabanlı ve çok yüklü olduğunu söyleyerek durumu tespit ediyolar (yıl 1957 ve sonrası) :-) (bana bugünlere çok benzer geldi). Alternatif hemen geliyor, daha fazla fen ve matematik eğitimini öne çıkaracak ve daha sonra sorgulamayı öne çıkaran (İnquiry learning) keşfe dayalı öğrenme (Discovery Learning) yöntemini bütün okullara yaymak için çalışmalar başlıyor. Sonuç, beklendiği gibi olmuyor 1990'lara kadar bu çerçevede okullara yerleştirilmeye çalışılan moda beklenen etkiyi yaratmıyor. Aşağıdaki yazıda bu yöntemleri desteklemek için National Academy of Science (NAS) ve American Association for the Advancement of Science (AAAS) isimli kuruluşların birçok proje yaptığını ve destekleğini söylüyor. Nafile!

Şimdiler de ise tehlike başka yerden geldi, birçok alanda Çin, ABD'yi zorlamaya başlayınca gene daha önce denedikleri çözüm kümesini ısıtarak önümüze sürüyorlar STEM ve türevleri. Bu argümanı desteklemek için ise ABD'nin her yıl 3 milyar dolar civarında bir parayı bu işe ayırdıklarını söylüyorlar. 1960'lı yıllarda da aynı ülke "Öğrenme Robotu" için milyonlarca dolar para harcamıştı. Ben geriye doğru bakınca bu tür robotları henüz okul ortamlarımızda göremiyorum. Demek istediğim fikrin iyi olması kadar altyapısının da olması çok büyük bir önem taşıyor. 

Bu tür reformlar konusunda epeyce yazı yazdım ve paylaştım, Eğitim'de reformların kalıcı olması doğrudan insan öğesinin hazır olmasına bağlı (Law of the minimum in learning).


Öğrenme evreninde anlamlı öğrenme çıktısı doğrudan insan öğresinin hazır olmasına bağlıdır ve çıktı doğrudan en az hazır olanın seviyesi kadardır.





Çıktı üzerine 3M'nin (müfredat, metot ve materyal) etkisi sınırlıdır. Sadece bu 3M'yi birden ya da ayrı ayrı değiştirerek mucize beklemek mümkün değildir. Şimdi, gelelim insan ögesinden Öğretmenlerimize, STEM konusunda eğitim/öğretim hayatları boyunca herhangi bir uygulamayla,karşılaşmış, kendisi denemiş, deney yapmış, bu bilgileri kullanıp üretim yapmış bir öğretmen, öğretmen gurubumuz var mı? benim hatırladığımız kadarıyla yok. Bu durumda, öğretmenlerimizden beklentimiz, yemedikleri peynirin tarifi kadar olacaktır, yani kimisine göre tatlı kimisine göre tuzlu, afiyet olsun. 

Unutmayalım, Fen, Teknoloji, Mühendislik alanlarında üretim amaçlı eğitim/öğretim oldukça pahalı yatırımlardır, önce ortamları kuralım sonra istim gelir dersek önümüzde güzel bir örnek var FATIH projemiz. Başarılı olmasını hala çok isterim ama alanyazın ne yazık ki bunu desteklemiyor.
 
Moda olarak gelen her görüş demode olmaya mahkümdur. 

Umarım, hafızamızı yeniler gereğini yapmadan önce bu sefer düşünür öyle yola koyuluruz. Bu ülkede artık, nitelik büyük bir sorun, eğitimde niteliğin artması doğrudan NİTELİKLİ ÖĞRETMENLERE sahip olmamızla mümkün. Bu yönde bir çaba var mı? (girdi kalitesi ve çıktıyı testle ölçme dışında).

Bir toplumun gelişmişlik seviyesi sahip olduğu nitelikli öğretmen kadardır.

Saygılarımla,



Perşembe, Eylül 24, 2015

Computer Science for All: Fundamentals for Our Future (Herkes İçin Bilgisayar Bilimi)

"Computer Science for All: Fundamentals for Our Future"

Bizde değil (Bizim çocuklar zaten bildiği için gerek de yok!), İşgüzar NewYork belediye başkanı Bill de Blasio şehrin merkezine çay bardağı mı? koyalım dinazor heykeli mi? dikelim demek yerine aşağıdaki cümleleri kurmuş..

"..Today, I'm thrilled to share that we're one step closer to achieving that goal: we're giving every single public school student access to computer science education within the next 10 years.

We're calling this program Computer Science for All: Fundamentals for Our Future because it speaks to the reality of the world we live in now. From Silicon Alley to Wall Street to the fashion runways, industries all across our city are increasingly relying on new technologies - and are in need of workers with the experience to help them achieve success... "

"Herkes için Bilgisayar Bilimi" diye bir program başlatmışlar ve 10 yıl içerisinde bütün okullardaki öğrencilerin erişimine açık "Bilgisayar Bilimi Eğitimi" projesini başlatmışlar. Bütçesi de 81 milyon dolar olacakmış. Bu yazıyı okuyan bizdeki yetkililer bizim FATIH projesini taklit ediyorlar diyeceklerdir ama burada ki vurgu donanımdan ve cihaz tüketiminden çok bireylerin "Bilgisayar Bilimi" konusunda eğitim alması. Bu eğitimi alan bireylerin üretici olmaları hedefleniyor değilse 100 saatlik  kurslarla yetiştirilen BTR'ler aracılığıyla yeni nesiller yetiştirmeyi düşünmüyorlar. Bu iş ciddi, adamlar 10 yıllık planla bütün okullara ve öğrencilere erişmeyi düşünürken biz hala öğle yemeği üzeri şekerlemeye devam ediyoruz.

Bu durumda, onlar gider aya, bizdeki yöneticilerle bu tür vizyonlar rüya :-)



Computer Science For All: Fundementals for Our Future


New York'ta gerçekleşitirilecek olan "Computer Science to all" projesi için sorun olarak bakalım neler öne çıkmış. :-) aslında bunun öne çıkacağını ben bundan önce yazdığım bir çok yazıda dile getirmiştim. :-)

"Meeting that goal will present major challenges, mostly in training enough teachers. There is no state teacher certification in computer science, and no pipeline of computer science teachers coming out of college. Fewer than 10 percent of city schools currently offer any form of computer science education, and only 1 percent of students receive it, according to estimates by the city’s Department of Education..."

Öncelikle yeterli sayıda öğretmen bunun nedeni olarak Bilgisayar Bilimi konusunda sertifikasyon olmadığı, ve bu konuda öğretmen eğitimi yapan bir kurum olmadığı bildiriliyor. Ayrıca, okulların sadece %10'nun da Bilgisayar Bilimi konusunda eğitim verebilirken öğrencilerin sadece %1'i bu eğitimi alabiliyorlarmış.

Biz buna benzer durumları 90'lar da Bilgisayar Eğitimi önemlidir diye yola çıktığımızda yaşamıştık. Kısa vadeli çözüm olarak diğer alan öğretmenlerini "Formatör öğretmen (Bilgisayar konusunda)"  olarak yetiştirmek üzere yazları kurslara aldık ertesi yılında Tekamül kursları verdik ve bu öğretmenlerin okullarına dönüp Bilgisayar Eğitimi vermelerini bekledik (sonra bu sisteme yapıştı hala bu tür kurslarla bu işlere devam ediliyor BTR kursları). Bu işin uzun vadede olmayacağı bilindiği için Eğitim Fakültelerinde Bilgisayar Öğretmeni yetiştirmeleri için önce Bilgisayar Eğitimi anabilim dalı (ODTÜ) daha sonraları ise Bilgisayar ve Öğretim teknolojileri Eğitimi Bölümleri kuruldu. o arada baktık ki "bizim çoçuklar zaten biliyor" bu işleri deyip şimdiler de lisans programlarımızı kapatalım diye bazı öğretim üyelerimiz fetva vermeye başladılar. Aslında, bu arkadaşlar bir el atıp şu garip Amerikalılara söyleseler bunlar boş işler gelin size FATİH projesi yapalım diye. Yazık, bakın adamlar 10 yıllık planlar filan yapıyorlar.

Bu tür bir dönüşüm nitelikli öğretmen olmadan başarılamaz. Nitelikli öğretmen de buna inanmayan akademisyenlerce yetiştirilemez. Bu arkadaşlara önerim gölge etmesinler yeter. T. Khun bu tür durumdaki bireyleri eski paradigmanın askerleri olarak tanımlıyor. Aslında, yeni paradigmayı anlamadıkları halde anlamış gibi görünüp yeni paradigmanın içini doldurarak kendi amaçlarına hizmet ettiklerini söylüyor.

Can çıkmadan paradigma çıkmaz. :-) 

Adım gibi eminim düne kadar BÖTE'ler kapansın diyenler yarın aaa olur mu, mutlaka açık kalmalı ve Bilgisayar Öğretmeni yetiştirmeli diye en önlerde yer alacaklar. Onların hazırlayacağı müfredat, metot ve materyallerle yetişecek yeni nesillere de Allah kolaylık versin. 


"Yetkililer bilgisiz, bilgilier yetkisiz."


Salı, Eylül 22, 2015

Bilgisayar Eğitimi VE Öğretim Teknolojileri

Merhaba:

Bugün arka arkaya Bilgisayar (Bilimi) Eğitiminin okulöncesi, ilköğretim çağından başlayarak müfredata konulması konusunda haber paylaştım. 

1) Avustralya'da Kodlama ilkokul Müfredatına Girdi



2) COMPULSORY COMPUTER SCIENCE IN SCHOOLS? GERMANY'S CONSIDERING IT


Bu iki ülke, Avustralya ve Almanya. Bu haberler konusunda bir Araştırma Görevlisi arkadaşla konuşurken şöyle bir cümle kurdu (acayip şaşırdım :-) ya) "hocam siz okulöncesinden başlasın diyorsunuz ama BÖTE öğretim üyelerimiz bölümlerinin lisans programları kapansın, yüksek lisansa gitsin diyorlar..." Aslında, bu görüş yeni değil bölümler açıldığından bu yana bunu değişik şekillerde ifade ettiler (örn. Dünyanın neresinde var bu bölümlerden gibi, ama hiç biri bu olmayan bölümleri bırakıp başka bir bölüme geçmeyi, doğrusunu açmayı denemedi, denediler de ben mi? görmedim). 
Bölümlerin kapanması konusundaki görüş yurtdışında millet okul öncesinden başlayarak Bilgisayar Eğitimi demeye devam ettikleri sürece zor görünüyor. Aslında, başından itibaren bu bölümlerin amacı "Bilgisayar Eğitimi"ydi bunu defalarca yazdım. Bu bölüm mezunu olanların "Bilgisayar Öğretmeni" olması düşünülmüştü (doğru o zamanlarda bu bölümlerden yoktu, olmaması fikrin yanlış olduğunu göstermedi). 

Öğretim Teknolojisinin öğretmeni olmaz. 

Fakat, Temel Eğitim ve öncesi için yeni nesillere algoritmik, bilgisayarca düşünmeyi öğrendikleri sırada yardımcı olacak nitelikli Bilgisayar Öğretmeni artık çağın ihtiyacı olarak karşımıza çıkmış durumda. Son iki örnekte (Almanya ve Avustralya) Bilgisayar Eğitimini yapmak için bu öğretmenlere ihtiyaç duyacak. Yetiştirmek için de ilk adımda bizim bir zamanlar yaptığımız gibi Formatör öğretmen denemesi yapacaklar, sonra görecekler ki bu yol değil ondan sonra nasıl yetiştirebiliriz sorusu onları da bu öğretmenlerin yetiştirileceği bölümlere kadar getirecek (bu arada biz kapatmazsak, dert değil Köy Enstitülerini kapatıp daha sonra oluşturmacı/yapılandırmacı yaklaşımı müfredatlarına koymaya çalışan bir ırkın ahvadı olarak hiç te şaşırılacak bir durum değil). Konuya dönecek olursak, Yeni nesiller için algoritmik, bilgisayarca düşünme becerileri çok önemli. Bunun yanında, yaratıcılık ve eleştirel düşünme becerileri de olmazsa olmazlar arasında. Durum bu olunca da "Bilgisayar Eğitimi" sorunun cevabı oluyor. O yaş guruplarında genel olarak eğitim, alan bilgisine sahip nitelikli öğretmenler  aracılığıyla verilmezse konfeksiyon çözüm oluyor, ya paça uzun oluyor, ya da belden almak gerekiyor :-) Bunun yerine bu iş için yetiştirilmiş nitelikli öğretmenler usta bir terzi gibi sorunu başından çözüyorlar. Eğer ihtiyaç nitelikli "Bilgisayar Öğretmeni" ise bu durumda da BÖTE'leri buna göre şekillendirmekte fayda var. İçinde mutsuz, yaptığı işi sevmeyen dolayısıyla da katkısından fazla sorun üreten akademisyenlerin olduğu bir bölüm yerine benim önerim Bilgisayar ve Öğretim Teknolojisi Eğitimi Bölümlerini "VE" den önce ve sonrasını ayırmakta fayda var. Böylece karşımıza "Bilgisayar Eğitimi" ve "Öğretim Teknolojileri" diye iki bölüm çıkar. Bunlardan "Bilgisayar Eğitimi Bölümü" lisans seviyesinde "Bilgisayar Eğitimi" vermeye devam eder, mezunları okul öncesinden başlayarak "Bilgisayar Öğretmeni" olarak görev yaparlar. "Öğretim Teknolojisi" bu alanda uzman olanların hep söylediği gibi "Yüksek Lisans" seviyesinde bir anabilim dalı olabilir ve ilgili "Enstitüler" bünyesinde lisans üstü seviyede eğitim/öğretim faaliyetine devam edebilir. Bu olmazsa, "Bilgisayar Eğitimi"ne inanmayan bir çok uzman, uzman olmadıkları bir alan açılsın, kapansın, mezunları BTR, VTR, MTR olsun diye zorlama dereceler ve roller bulmaya çalışırken, bizden sonra "Bilgisayar Eğitimi" işini fark eden ülkelerin gerisinde kalırız. Bugün bir akademisyen arkadaşımın hatırlattığı gibi gene "tren kaçar". Aslında şuan içinde olduğumuz tren de doğru yöne gitmiyor. Bu trene bindiğimiz arkadaşlar makinisti kafaya almışlar ve başka bir yöne doğru hızla yol alırken varmak istediğimiz yöne gittiğimizi sanıyoruz. Bir alıntıyla bitireyim;

Yanlış trene bindiyseniz; koridordan ters tarafa yürümenin hiçbir faydası yoktur! Friedrich Nietzsche

Gelin birlikte düzeltelim, ya makinisti değiştirip treni doğru yöne çevirelim, ya da iki farklı hat açalım ve doğru makinistler aracılığıyla herkes doğru yöne gitsin.


Saygılarımla
M. Yaşar Özden

Cuma, Eylül 18, 2015

Amerika'daki Okulların dörtte birinde Bilgisayar Bilimi Dersi verilmesini Dert Etmiş Amerikalılar :-)

Merhaba:
Adamların üzüldüğü şeye bak :-) bizde hiç yok ya!

"Americans agree computer science is important—but only one-quarter of US schools teach it."

Yazının bağlantısını da vereceğim. İçinde bir rapor var, Gallup ve Google ekiplerince 16.000 7-12. sınıf öğrencisi, öğretmeni, velileri, okul müdürlerinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada bilgisayar bilimiyle ilgili büyük oranda artan bir ilgiye rağmen çalışmaya katılan okul müdürlerinin sadece dörtte biri okullarında bu konuda ders verildiğini bildirmişler (sahi bize durum ne? ben söyleyeyim "0" (5 ve 6. sınıflarda var diyecekler ama bu çalışmanın konusu olan sınıflarda durum evlere şenlik); aynı dökümandan bir alıntı daha yapayım;

"..And as we argue about what should and shouldn’t be taught in US schools, it turns out we agree on at least one thing very clearly: Computer science should be taught. A surprising 85% of parents, 75% of teachers and 68% of principals say that computer science education is “just as important” or “more important” than teaching required courses like math, science, history and English..."

Türkçe mealine gelince, Okullarımızda neyin okutulup neyin okutulmayacağını sorguluyoruz ve diyoruz ki "Bilgisayar bilimi mutlaka okutulmalı" (aynen bizde ki gibi değil mi", neler okutulacak toplumdan gelen istekler üzerine şekilleniyor). İlginç olan anne babaların %85'i, öğretmenlerin %75'i ve zümre başkanlarının %68'i  bilgisayar bilimleri eğitiminin Matematik, Fen, Tarih, ve İnglizce (biz de olsa Türkçe olacaktı) kadar önemli belki de onlardan daha önemli olduğunu söylemektedirler.

Aynı yazıda, bu eğitimin öğrencilerin bilgisayar bilimini kariyer olarak seçmeseler de mantıklı, eleştirel ve yaratıcı düşünme becerileriyle donatılmasında önemli rol oynayacağı söylenmektedir (ben de yıllardır söylüyorum ama dinleyen yok). Bu eğitimin verilmesi sayesinde erkelere nazaran geride kalan kadınlar, azınlıklar da bu şansı yakalamış olacaklardır. Sorunun nereden kaynaklandığı sorulduğunda, en çok iki cevap öne çıkmış #1 "çok zaman alması (sınavlarına hazırlanmak için)", #"yeterli miktarda eğitilimiş öğretmenin bulunmaması" (bu ihtiyacı yıllar önce gördüğümüz için Bilgisayar Eğitimi konusunda önce anabilim dalı, sonra da bölümler açtık ama şimdi onları atamayıp sosyal medya da ne yapıyorlar diye bakıyoruz.:-)) Bu iki şey için bitiriş cümlesi olarak, öncelikler ve nitelikli insan kaynağı sorunu şeklinde yazılmış.
Çözüm önerisi olarak da bütün sivil, kar amacı gütmeyen kuruluş ve devlet olarak öğretmen eğitimini yapmalıyız diyorlar (biz de öğretmen yetiştirip, amacına uygun kullanmamak için büyük bir çaba gösteriyoruz)
Sonuç olarak, "Millet gider aya, bizim memlekette tutmaz bu tür işlerin çözümü için maya" :-)
Özür dilerim uykunuzu bozacak birşeyler söylediysem.

Saygılarımla
M. Yaşar Özden

Kaynak: http://qz.com/502478/americans-agree-computer-science-is-important-but-only-one-quarter-of-us-schools-teach-it/

Salı, Eylül 01, 2015

Digital Divide, Second phase (Sayısal Yarılma, ikinci Aşama)

merhaba:
Digital Divide, ikinci kırılma konusunda ilk yazıyı 9 Ağustos 2009'da paylaşmışım;

Sayısal Yarılma, İkinci Kırılma


2011 yılında ise PISA, ICT sonuçları konusunda yazdığım;

PISA, ICT 2009 Sonuçları Üzerine Görüşler... !


yazısında tekrar vurgu yapmışım. Bu yazılardan amacım "Bizim çocuklar zaten biliyor sendromu" etkisindeki yetkililerimize işin öyle olmadığını anlatmaktı. Ne yazık ki, işler hiç umduğum gibi gelişmiyor bizim yetkililer yetkili olmanın verdiği rahatlıkla bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Bugün açıklanan öğretmen kontenjanları beni hayal kırıklığına uğrattı ama şaşırtmadı. Dolayısıyla yola devam, bu konuda diğer ortamlarda paylaştıklarımı burada tekrar edecek olursam;

Milli Eğitim Bakanlığı, 2015 yılı eylül ayı Öğretmen Atama Kontenjanlarına bakınca, ilk aklıma gelen çağın ve ülkenin geleceği için gerekli olan bilgi, beceri ve tutumları yeni nesillere kazandırması için gereken öğretmen ihtiyacı ile ne yazık ki bizim Milli Eğitim Bakanlığı, siyasi iktidar, geçici hükümetin vb.'nin önceliklerinin aynı olmadığını gördüm. Daha önceleri bir kaç kez yazmıştım ve bu yüzden beni eleştirenler de olmuştu ama bir kez daha tekrarlayacağım "yetkililer bilgisiz, bilgililer yetkisiz". 

21. yüzyıl için bütün dünya başka bilgi, beceri ve tutumlara sahip insanları yetiştirebilmek için çaba harcarken bizim ne düşünüp ne yaptığımızı anlamak için "eğitimli olmak gerekiyor". Ben kendimi bu yüce amaç konusunda epeyce cahil hissetmeye başladım. Umarım, bu arkadaşlar haklı çıkarlar. Tarih, bu kadar aymazlığı affetmeyecektir. Sonuç gene kaçan trenler olacak gibi görünüyor. Bu tren yanlış tren "Yanlış trene bindiyseniz; koridordan ters tarafa yürümenin hiçbir faydası yoktur! Friedrich Nietzsche”. Bu öğretmen kontenjanlarıyla, eğitim sisteminin bu öncelikleriyle, 21. yüzyıl bireylerini yetiştirmek mümkün değildir. Bu çağın bireylerinde olması gereken başlıca temel becerileri sıralayacak olursak: Eleştirel düşünme, problem çözme becerileri, yaratıcılık, algoritmik düşünme ve bilgisayarca düşünme diyebiliriz. Eğer, amaç yeni nesilleri bu becerilerle donatmaksa ilan edilen kontenjanlarda bir sorun var. Hatanın neresinden dönülse kardır diye bir atasözü hatırlıyorum. Hemen, şimdi  hiç vakit kaybetmeden doğruları yapmaya başlayabiliriz, bunun için öncelikle okulöncesinden başlayarak bütün temel eğitim kademelerine zorunlu Bilgisayar Eğitimi için bir program hazırlanmalı, bunun vazgeçilmez insan gücü olan Bilgisayar Öğretmenlerini bütün sistemin ana unsuru haline getirecek atama politikaları belirlenmeli ve bu yapılanma acele olarak uygulamaya alınmalıdır.   Değilse, kaderimiz olan "Orta gelir tuzağından" bu atama mantığıyla, TOKİ ve Tuble Yol (işsizlik düşer, milleti amele yapar, ekonomi geçici olarak rahatlar. Harç bitip yapı paydos olunca işsizlik artar ekonomik gerçeklerle yüzleşilir) yaparak çıkmak mümkün değil. Gelen çağ nitelikli insanların hakim olduğu yükte hafif pahada kıymetli ürünleri üretecek bireylerin çoğunlukta olduğu ülkelerin gelişmiş ülkeler olduğu diğerlerinin ise ikinci sınıf bir hayata mahkum olduğu sayısal yarılma, ikinci kırılma; (Digital Divide) başladı ne dersiniz bu yöneticilerle başarılı olabilir miyiz?

http://myozden.blogspot.com.tr/2009/08/merhaba-ulkemizde-temel-egitimin-1-12.html

Bitirken iki öneri yapacağım; birincisi Bilgisayar, Bilişim Öğretmenlerine, "Önce seni görmezden gelirler. Sonra sana gülerler. Sonra seninle savaşırlar. Sonra kazanırsın..." Mahatma Gandhi. Haklısınız vazgeçmeyin kazanacaksınız.

Siyasilere ve MEB yetkililerine, Lütfen artık bu çığlığa kulak verin, bu sadece bir öğretmene kadro bulma işi değil ülkenin ve yeni nesillerimizin geleceği. umarım sağ duyulu birileri duyar ve gereğini yapar.

Saygılarımla

Pazartesi, Temmuz 13, 2015

PISA Sonuçları ve LYS Sınav sonuçları Okul Türleri açısından ne kadar tutarlı?



PISA 2012 ULUSAL ÖN RAPORU'ndan bir alıntı (çubuk grafiği) (MEB Yeğitek). 

Aşağıdaki tablo ise bu seneki LYS sonuçlarına göre yaratılmış "Türkiye'nin en iyi okulları" İsmet Berkan Hurriyet. 4.7.2015. 



Aslında değişen bir durum yok, PISA 2012, hatta 2009'a bakacak olursak da benzeri sonuçları görüyoruz. Benim dikkatimi çeken iki nokta oldu. Birincisi "Öğretmen Okulları" bunlara ne oldu, MEB bu konuda ne yaptı (hiç bir başarı cezasız kalmaz mı? dedi?). İkinci olarak da hep başarılı odukları halde üniversiteye girişleri engellenen İmam Hatip Okullarını ben bulamadım, 
yanlış bir listeye mi? bakıyorum? 

Anlaşılan o ki, "adam olmayacaksın adamın olacak" terminolojisi şehir efsanesi değilmiş.

Sürekli reform yapacağımıza neleri iyi yaptığımıza bakıp ders alsak bile yeterli görünüyor. 

Sorunlar onları yaratanların maantığıyla çözülemez. A. Einstein.


Saygılarımla,




Cuma, Haziran 19, 2015

Bütün Seviyelerde Bilgisayar Eğitimi, A.B.D'de konuşuyorlar bizde değil!

Merhaba:

Üyesi olduğum bir listede gelen bir mesajda aşağıdaki haber yer alıyordu:

(Bilgisayar Bilimi Eğitimi Bütün seviyelerde zorunlu olsun)




Bu konuda yıllardır yazıp, söyleyip duruyorum, az kaldı dışarıdakilerden duyup yeniymiş gibi bize de dayatmalarına. Buna da şükür mü? demeliyim. İkna olmak için daha bekliyoruz?

Aslında adamlar (A.B.D.)  bu işi bayağı ciddiye almaya başladılar bile; 




Bu konuda o kadar Türkçe yazdım bir faydası olmadı bi zahmet orijinalinden okuyun diye yazmaya başladım ama  gene de dayanamadım :-)

"Washington Gov. Jay Inslee signed House Bill 1813 into law today. The law establishes K–12 education standards for computer science courses, in addition to providing scholarship funds for teachers to get trained in computer science education and establishing related standards for teachers."

Temel eğitimde bilgisayar bilimi dersleri için standartlar belirlenmiş, ve bu alanda eğitim almak isteyen öğretmenler için burs verilmesi karara bağlanmış. Biz bu işe 90'larda başlamıştık, ama dert değil şimdi bu anglosaksonlar gelir ve bizi geçerler ve bizde onların standartlarını kullanırız.Bu haberleri görünce uzgörüsü muhteşem sayın "MEB Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Faruk Yelkenci" nin kulakları çınlasın demeden geçemiyorum. MEB bu arkadaşı bir süreliğine ABD'ye gönderse iyi olur dönünce hepimizden çok Bilgisayar Eğitimcisi kesilebilir. ne dersiniz.

Olmazsa da kendisi bilir çünkü A.B.D. de bizden çok farklı durumda değil onlarda çağı yakalama da geri kaldıklarını düşünüyorlar ve nasıl çözüm üretiriz konusunda yoğun çaba harcıyorlar (biz uyurken). Durumu tam anlayabilmek için bir bağlantı paylaşacağım kısaca alıntı yapacak olursak;




The U.S. education system isn't adequately preparing students to use technology for problem-solving, according to a newly released analysis, which recommends what public schools and businesses can do to address that problem. Change the Equation, a Washington-based organization promoting science, technology, engineering, and math, or "STEM" studies, looked at how American millennials — the first "digital natives" because they were born after the Internet — fared in an international study of adult skills in 19 countries. 

Yukarıdaki alıntının Türkçe meali "A.B.D. eğitim sisteminin yeni nesilleri teknoloji kullanarak problem çözme becerileriyle donatmadıklarını söylüyor. Washington menşeyli "Change the Equation" kuruluşunun sitesinde paylaşılan bir çalışmada çok ilginç sonuçlar var. 



Düşük seviyedeki teknoloji becerilerinin A.B.D.'ye yüksek maliyeti? ve bu konuda ne yapabiliriz? sorularının cevabı için yazının başına dönebiliriz :-)

Eller gider Mersin'e biz gideriz tersine...

Saygılarımla

M. Yaşar Özden


Çarşamba, Haziran 17, 2015

Computational Thinking = Bilgisayarca Düşünme?

Merhaba:

Öncelikle, bir tanım yaparak başlayayım;

Computational Thinking (Bilgisayarca Düşünme) terimini bilgisayarları üretim amaçlı olarak hayat problemlerinin çözümünde kullanabilmek için gerekli olan bilgi, beceri ve tutumlara sahip olmak diye tanımlamak mümkündür.

Bu düşünme becerisi insanlara özgü birşeydir. Bilgisayarları üretim amaçlı kullanmak için gereken bilgi, beceri ve tutumlardan oluşur (daha fazla bilgi için aşağıdaki çalışmalara bakabilirsiniz).

"It is possible to define Computational Thinking briefly as having the knowledge, skill and attitudes necessary to be able to use the computers in the solution of the life problems for production purposes (Özden, M. Y., 2015)."

1. Ozgen Korkmaz, Recep Cakır, M. Yasar Ozden (2015) “Bilgisayarca Düşünme Beceri Düzeyleri Ölçeğinin (BDBD) Ortaokul Düzeyine Uyarlanmasi” Gazi Eğitim Bilimleri Dergisi, Gazi Journal Of Education Sciences, 1 (2), 143-162.
http://gazipublishing.com/media/uploads/images/GEBD_MAKALELER/Say_2/article_9_yayinlanacak.pdf

2. Ö. Korkmaz, R. Çakır, M.Y. Özden, A. Oluk, S. Sarıoğlu (2015) “Bireylerin Bilgisayarca Düşünme Becerilerinin Farklı Değişkenler Açısından İncelenmesi” Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 34 (2), 68-87.

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/188388

Yurtdışı yayın 
3. Korkmaz, Ö., Çakir, R., & Özden, M. Y. (2017). A validity and reliability study of the computational thinking scales (CTS). Computers in Human Behavior, 72, 558-569. http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0747563217300055

Bugün twitter'da şöyle bir mesaj gördüm ".... Bilgisayar öğretmenleri ile Bilişimsel Düşünme dersi-oyun tasarımı ...."

Burada mevzu bahis olan eğer Computational Thinking = Bilişimsel Düşünme ise yakından uzaktan ilgisinin olmadığını söyleyebilirim. Eğer terimler üzerinden gidersek Bilişim = Bilgi + İletişim terimlerinden üretilen bir birleşik kelime. bunun Computational kelimesinin ne İngilizcesi ne de Türkçe'siyle ilişkisi var. Amaç ben ürettim oldu ise biraz anlaşılabilir ama temeli olmadığı sürekli olarak itirazlar olacaktır. Bilgisayarlarla ilgili birşey konuşuyorsak onu karşılayacak birşeyler söylemeliyiz (biz Türkçe'de computer kelimesini bilgisayar olarak kullanmaya başladık, tuttu da şimdi bunların düşünme biçimi bilişimsel olunca bilişimatör mü? diyeceğiz bu cihazlara?). İnsanlar insanca, hayvanlar hayvanca, Türkler Türkçe, Almanlar Almanca konuşur ve düşünürler. Unutmayın, bütün dil bilimcilerin kabul ettiği bir sav var "kavram anadilde edinilir" kavramların çoğunluğu özellikle soyut olanları bir düşünce ürünüdür.

Aslında bir şeyi netleştirmekte fayda var eğer yapamazsak bu sorun devam edecek. Eğer derdimiz yeni nesilleri üretici olarak yetiştirmek istiyorsak onlara Bilgisayar Eğitimi vermeliyiz. Bunu da en iyi Bilgisayar Öğretmenleri araclığıyla yapabliriz. Bunun dışındaki bilişim falan filan mevzuyu sulandırıyor. Ayrıca, bu Bilişim kelimesi bazen iyiden karışıklığa neden oluyor. İngilize olarak kısaltması IT. IT = Information Technology fakat bizde ki arkadaşlar bunu IT = Instructional Technology olarak yorumluyorlar yabancı literaturde IT = Information Technology olmasına rağmen. IT, bizde oluyor Öğretim Teknolojisi ve kendini Öğretim Teknoloğu olarak adlandıran arkadaşlar içeriği buna göre şekillendirmeye çalışıyorlar. Halbuki, bizdekinin Öğretmeni olmaz, Öğretim Teknolojisini mi? öğretecekler öğrencilere. Okul, Öğretmen ve Öğrenci göz önüne alındığında Öğretim Teknolojisi Temel Eğitim de ne ders olur ne de öğrencilere seçmeli ya da zorunlu olarak okutulacak bir dersin içeriği olabilir. Amaç, Information Technology ise bu durumda da Instructional Technology ile araç bazında kullanım dışında bir ilgisi yoktur. O zaman, biz çocukların ne öğrenmesine yardımcı olacağız sorusunun cevabı bize yardımcı olabilir, Yabancı terimler üzerinden gideyim, başlangıç seviyeleri için Information Technology (IT), sonrasında ise Algoritmic - Computational Thinking (Bilgisayarca Düşünme) becerilerini kazandırmak için Computer Education (Bilgisayar Eğitimi) gerekir.

Öğretim Teknolojisi (Instructional Technology) ne olacak derseniz lisans üstü seviye de herhangi bir alanda lisans derecesine sahip kişilere lisansüstü bir derece olarak verilebilir, Öğretmenlikle ilgisi yoktur. Sonuç olarak, Bilgisayar Eğitimini kavramsal olarak kabul etmeyen kişilerin televizyonlarda bu konu da uzman olarak konuşmalarını tam anlayamıyorum. Kendilerini Öğretim Teknoloğu olarak tanımlayan arkadaşların öncelikle Bilgisayar Eğitimi, Bilgisayar Öğretmenliği konularında ki düşüncelerini açıklamalarında fayda var.


Saygılarımla
M. Yaşar Özden




Cumartesi, Mayıs 30, 2015

Computer Education

Hi:
When i looked at the 21st Century Student Outcomes and Support Systems from the following link ;

http://www.p21.org/storage/documents/1.__p21_framework_2-pager.pdf

I have noticed that; 
1. Content Knowledge and 21st Century Themes

Mastery of fundamental subjects and 21st century themes is essential for students in the 21st century. Disciplines include:
English, reading or language arts
World languages
Arts
Mathematics
Economics
Science
Geography
History
Government and Civics

In my opinion there is a missing knowledge type for creating Algoritmic and Computational Thinking Knowledges, Skills and Attitudes. Those knowledge types should be acquired by the new generations. If this opinion is true then, Computer Education should be given in K12. For that purpose we have to have "Computer Teachers" educated for this purpose. (Subject matter = Computer (Science, Engineering), proper pedagogy, having TPACK Knowledge). 
So, Computer Knowledge (science, engineering) should be added to Content Knowledge category?

I hope, you are agree.

Çarşamba, Mart 25, 2015

Finlandiya Alan Eğitimini Bırakıyor mu?

merhaba:
son günlerde yerli, yabancı basında ve sosyal mediada Finlilerin artık alan öğretimi yapmayacağına yönelik haber çokca yer almaya başladı;




Bu konuda Facebook ve Twitter'da aşağıdaki yazıyı paylaştım;


Son günlerde Finlandiya alan öğretimi yapmayacak şeklinde çıkan yazıları görünce oluşabilecek yanlış anlamalara önceden bir yorum amacıyla;

Bu ilgili alanların öğretiminden vaz geçtik anlamına gelmiyor. Öğretme/öğrenme şeklini değiştiriyoruz diyorlar. Pozitivist, parça öğrenme yerine bütün içinde anlam oluşturma yoluna gidiyorlar. Problemi hayatla ilişkilendirme yolunda önemli bir adım. Aslından soyutlayıp parça öğretmenin başarısız olduğunun tescili☺ benzeri öneriler eskiden de vardı. Integrated science öğretimi benzeri bir yöntem. Ya da interdisciplinary approach denilen uygulamaların başarılı olduğu yönünde alanyazında bir çok çalışma bulmak mümkün. Finliler şimdi bunu öne çıkarıyorlar yani ortada devrim filan yok. Bu tür uygulamalara geçmeden sistemin en temel ögesi olan öğretmenlerin buna hazırlık derecesi başarı üzerinde en önemli etken olacak. Finliler kendi öğretmenlerinin % 70 oranında hazır olduğunu söylüyorlar haklıdırlar çünkü Finlandiya'daki öğretmenlerin çoğunluğu Yüksek Lisans ya da Doktora derecesine sahipler ve bu dereceler alanda alınmış dereceler (eğitim bilimi dereceleri çok az). Şimdi bizde bir çok aklıevvel bu haberlerden yola çıkarak biz de uygulayalım diyecekler yani kritik bir 3M devrimi daha. Öğrenmede minimum yasası'na göre bu ikincil değişimler yok hükmünde olmaya mahkum. Bu arada bir sürü para zaman israfı da cabası. Yeni devrimimiz hayırlı olsun. Belki bu sayede bizim çocuklarda alan bilgilerini geliştirir ve YGS, LYS, TEOG, PISA, TIMSS sınavlarında yüzümüzü ağırtacak sonuçlar alırlar. Bu bana faiz düşsün ekonomi şahlansın procesini☺ hatırlattı. Sadece 3M (müfredat, metod, materyal) değiştirerek bu işler olsaydı 50 kere yapmıştık. Önce insan, Finli istediği gibi sistemle oynar çünkü nitelikli öğretmeni var. Bütün sorunlarımızın ana belirleyicisi EĞİTİM iyi bir eğitim için ise nitelikli öğretmen şart. Bir ülkenin gelişmişlik seviyesi öğretmenlerinin niteliği kadardır.
Saygılarımla