Çarşamba, Nisan 30, 2014

The National Curriculum in England

Merhaba:

Başlıktan da anlaşılacağı üzere İngiliz Ulusal Öğretim Programı'nın Bilgisayar program çıktılarının tanımlandığı web adresine bakınca
 

National curriculum in England: computing programmes of study

öğrencilerden ilk 4 dönemde sahip olması gereken becerileri sıralıyor (yukarıdaki bağlantı), burada bilgi vermesi açısından;

Key Stage (Dönem)
Yaş
Süre
0
3–4
1 yıl
1
4-7
yıl
2
7–11
yıl
3
11–14
yıl
4
14–16
yıl
5
16–18
yıl

yazının giriş cümlesi "Purpose of study: A high-quality computing education equips pupils to use computational thinking and creativity to understand and change the world" doğru söze ne denir. Türkçe meali ise "Yüksek kaliteli Bilgisayar eğitiminin bireyleri dünyayı anlama ve dönüştürmede sayısal düşünme (computational Thinking) ve yaratıcılık becerileriyle donatır" denilmektedir. Yazının devamında ise bu becerilere sahip olmanın diğer doğal ve yapay sistemlere hakim olmada önemli rol oynadığından bahsediliyor. Asıl ilginç olan nokta ise öğrencilik dönemlerinin sonunda öğrencilerden beklenilenler :-( 

Key stage 1 (4-7 Yaşlar)
Pupils should be taught to:
  • understand what algorithms are, how they are implemented as programs on digital devices, and that programs execute by following precise and unambiguous instructions
  • create and debug simple programs
  • use logical reasoning to predict the behaviour of simple programs
  • use technology purposefully to create, organise, store, manipulate and retrieve digital content
  • recognise common uses of information technology beyond school
  • use technology safely and respectfully, keeping personal information private; identify where to go for help and support when they have concerns about content or contact on the internet or other online technologies
Key stage 2 (7-11 Yaşlar)
Pupils should be taught to:
  • design, write and debug programs that accomplish specific goals, including controlling or simulating physical systems; solve problems by decomposing them into smaller parts
  • use sequence, selection, and repetition in programs; work with variables and various forms of input and output
  • use logical reasoning to explain how some simple algorithms work and to detect and correct errors in algorithms and programs
  • understand computer networks, including the internet; how they can provide multiple services, such as the World Wide Web, and the opportunities they offer for communication and collaboration
  • use search technologies effectively, appreciate how results are selected and ranked, and be discerning in evaluating digital content
  • select, use and combine a variety of software (including internet services) on a range of digital devices to design and create a range of programs, systems and content that accomplish given goals, including collecting, analysing, evaluating and presenting data and information
  • use technology safely, respectfully and responsibly; recognise acceptable/unacceptable behaviour; identify a range of ways to report concerns about content and contact
Kırmızıyla boyadığı yerleri görüşlerinize sunuyorum, bizdeki öğretim programlarını göz önüne aldığımızda 2006 yılında yapılan ve sonra uygulamadan kaldırılan Bilişim Teknolojileri 1-8 programını hatırlamadan edemiyorum. 

İşe bu çerçevede bakınca yukarıdaki bilgi, beceri ve turumları kazandırma ancak bu konuda eğitim almış "Bilgisayar Öğretmenleri" aracılığıyla gerçekleşitirlebilir demek çok yanlış olmaz. Umarım, bir gün bu gerçeği farkedenlerin sayısı etmeyenlere erişebilir.

Saygılarımla,
M. Yaşar Özden


Salı, Nisan 22, 2014

Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümlerinin Kuruluşu?

Merhaba:

En son katıldığım iki toplantıda bu konu gündeme geldi ve dinlediğim kadarıyla sunuyu yapanlar hep şu cümleyi özenle söylediler "bu konuşma bu alanda kendi oluşturduğum bilgilere dayanmaktadır". Bu konuşmaların birincisinde herhangi bir yorumda bulunmadım fakat ikincisinde hatırladıklarımı ekleme ihtiyacı duydum. Aslında, 3. Ulusal BÖTE Öğrenci Kurultayı, 16-17 Mayıs 2009 tarihlerinde Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Meşelik Kampüsü içerisinde gerçekleştirilmişti ve orada bu konuda bir konuşma yapmıştım. Kurultaydaki sunumuma BÖTE'lerin dünü, bugünü, yarını? bağlantısından erişilelebiliyor. Bu sunumda BÖTE'lerin hangi şartlar altında kurulduğu konusundaki bildiklerimi paylaşmıştım. 

Şekil 1.

Aslında hikaye IBM tarafından piyasaya sürülen XT (8088) ve AT (80286) makinaların Türkiye'de Milli Eğitim bakanlığı tarafından kullanılmaya başlamasıyla 80'li yıllarda Formatör Öğretmen Eğitimleri ile başladı aşağıdaki 2 şekilde bu programlardan bir  örnek verilmektedir.





Şekil 2.
Şekil 3.
açıklama olarak;

BDE'DE FORMATÖR ÖĞRETMEN EĞİTİMİ KURS PROGRAMI

Bu kursun genel amacı: Okullarda bilgisayar laboratuvarlarının düzenli ve verimli bir şekilde işletilmesi, diğer öğretmenlerin eğitimde bilgisayar kullanımı konusunda yetiştirilmeleri ve okulun bilgisayar hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli bilgi, beceri, ve tutumlara sahip formatör öğretmenleri yetiştirmektir. 

Bu kursların süresi ve içeriği zamanla çok değişti ihtiyac üzerine önce genel bilgilerin verildiği 1. Tekamül kurslarına katıldı öğretmenler bunu geçenler 2. Tekamül kurslarında daha ileri Bilgisayar bilgisinin verildiği kurslara katıldılar. Şekil 4'te 1. Tekamül kursu sonrası verilen bir belgeyi göstermektedir (1993). 


Şekil 4.

Bir yandan Formatör Öğretmen eğitimi sürerken bir yandan da okullardaki bilgisayar dersini verecek öğretmen ihtiyacı ortaya çıkmaya başlayınca ilk olarak 1994-1995 öğretim yılından başlamak üzere Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Eğitimi Bölümü bünyesinde üniversiteye kadar olan okulların müfredatlarına girmeye başlayan "Bilgisayar" derslerini verecek öğretmen ihtiyacını karşılamak üzere "Bilgisayar Öğretmenliği" anabilim dalı kuruldu. Aşağıdaki şekilde (Şekil 5.) aynı dönemde öğretim üyesi olduğum bu Fakültede "Eğitim Teknolojileri Laboratuvarının" kurulması amacıya yapmış olduğum başvurunun gerekçe kısmı verilmektedir. 

Şekil 5. 

Bilgisayar Öğretmeni ihtiyacı sadece bu anabilim dalı ile karşılanamayacağı çok kısa zamanda anlaşıldı ve bu anabilim dalı Yüksek Öğretim Kurulu tarafından yürütülen "National Education Development Project" (Milli Eğitimi Geliştirme Projesi) çerçevesinde gerçekleştirilen yeniden yapılandırma sonrasında 1997 yılında bölüm olarak yeniden şekillendirildi ve ilki gene Orta Doğu Teknik Üniversitesi bünyesinde "Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi" ismiyle öğrenci kabülüne başladı. Benim BÖTE'lerle olan bağlantım bölümler kurulduktan sonra Türkiye'de kurulan ilk bölümde bölüm başkanı olarak görev yapmaya başlamamla gerçekleşti. İlk kuruluş aşamasında Fen Bilimleri Bölümünde görev yapan arkadaşlardan Hasan Karaaslan, Soner Yıldırım, Zahide Yıldırım, Ömer Delialioğlu, Miraç banu Gündoğan daha sonra bu bölüme geçtiler. NEDP projesi çerçevesinde birçok öğrenci bu bölümlere öğretim üyesi olmak üzere yurtdışına gönderildiler (Cengiz S. Aşkun, Kürşat Çağıltay aklıma gelenler)
1994-1995 öğretim yılında "Bilgisayar Öğretmenliği" bölümlerine giren öğrencilerde bu bölümlere intibak ettirilerek bu bölümlerden 1998 yılından itibaren mezun olmaya başladılar. Facebook'ta CEIT2000 grubu bu şekilde başlayan ve mezun olan  öğrencilerin oluşturduğu bir gurup olarak paylaşımına devam etmektedir.

Bölümlerin lisans programlarının kurulmasını daha sonra Yüksek Lisans ve Doktora programının açılması takip etti. Bölüm başkanı olarak BÖTE'lerin bu programlarının ilk anabilim başkanı olma şansını yakalamış oldum (Şekil 6, Şekil 7).

Şekil 6.

Şekil 7.

ODTÜ'deki ilk bölümün kurulmasını diğer üniversitler takip ettiler ve bir süre sonra ortaya öğretim üyesi açığı ve BÖTE programında okutulacak derslerin neler olacağı konusunda bir ihtiyaç belirdi. Bunun üzerine Yüksek Öğretim Kurulu kararıyla bu ihtiyacı gidermek amacıyla Orta Doğu Teknik Üniversitesi tarafından bir Sertifika Programının (EĞİTEN II, IDE_AS (Internet'e Dayalı Eğitim Asenkron, Senkron) Internet Explorer'la izlenmesi tavsiye edilir) düzenlenmesine karar verildi. Şekil 8.


Şekil 8.
6 dersten oluşan bu program tipik harmanlanmış bir program örneği olarak sunuldu. Değişik üniversitelerden gelen katılımcılar (50'den fazla bugün değişik üniversitelerde Profesör olarak görev yapan o dönemin genç akademisyenleri) 12 gün süreyle daha sonra Internet üzerinden alacakları derslerin tanıtım programına katıldılar ve daha sonra bir dönem dersler Internet üzerinden gerçekleştirildi. İkinci dönem başında gene 12 gün süreyle yüzyüze bir eğitimden sonra tekrar kalan üç ders Inernet üzerinden katılımcılara sunuldu. 


Şekil 9.
Bu programda yer alan dersler

1. Dönem
  • Eğitimde Bilgi Teknolojileri
  • İşletim Sistemleri
  • Bilgisayar Ağları
2. Dönem
  • Yazarlık Dilleri (PC) 
  • Yazarlık Dilleri (WWW) 
  • Öğretim Teknolojileri

Ders programından ve kapsamından da anlaşılacağı üzere program daha fazla "Bilgisayar ya da ICT" konusunda bilgi ve beceri kazandırmaya yönelik olarak tasarlanmış ve uygulanmıştı.



Bilgisayar öğretmeni olur mu? tartışmaları proje çerçevesinde ya da diğer kaynaklardan yurtdışına giden akademisyenlerin özellikle A.B.D'de doktora yapanların orada "Bilgisayar Öğretimi/Eğitimi" konusunda Lisans öncesi/sonrası programlarının olmaması sonucunda bunun yerine Öğretim Teknolojisi, Eğitim Teknolojisi, Öğretim tasarımı v.b. anabilim dallarından eğitim/öğretimlerini tamamlayıp yurda dönmesinden sonra giderek artan oranda tartışılmaya başlandı. 

Bu aslında sorunun çok yeni olmasından kaynaklanan bir durumdu, nedenine gelince bu bölümler ülkemizde çok uzun yıllar önce Ankara Üniversitesi'nde sayın Cevat Alkan tarafından temelleri atılan "Eğitim Teknolojisi" anabilim dalının varlığıyla ilgi değildi. Sorun doğrudan üniversite seviyesine kadar "Bilgisayar" konusunda gereken bilgi, beceri ve tutumların öğrencilere kazandırılmasında rol oynayacak öğretmenlerin nasıl yetiştirileceğinden kaynaklanıyordu. Aslında sorun hala aynı sıcaklığını koruyor, aşağıdaki şekilde Microsoft Türkiye eski başkanlarından Çağlayan Arkan tarafından kaleme alınan bir yazı yer alıyor. Konusu "Türkiye Bilişimle kalkınıyor"  



Şekil 10. 
Aynı konuda, nisan 2009 yılında ülkemizi ziyaret eden MS başkan yardımcısı Steve Ballmer'da küçük yaşta Bill Gates olmak isteyenlere yardım edeceğini söylüyordu (Şekil 11.)

Şekil 11.

Bu yıl çok şiddetli olarak tartışılan PISA 2012'de yüksek yaratıcı problem çözme becerilerine sahip çoçukların bilgisayar becerilerinin de yüksek olduğu söyleniyor. Bu ve buna benzer sonuçlar TIMSS 2007, TIMSS 2011, PISA 2009 sonuçlarında da vurgulanıyor. İşin kötüsü hızlı başladığımız bu yarışta yavaş yavaş geri kalmaya başlıyoruz. Nedenine gelince "Digital Divide" olarak adlandırılan ve sadece sahip olmanın konuşulduğu bir durumdan PISA 2009 sonuçlarında da değinilen ve benimde bu rapordan önce korkularımı paylaştığım "Digital Divide" "İkinci yarılma" bütün şiddetiyle bizi de içine alıyor. Bu ikinci yarılma sahip olma değil "teknolojiyi üretme amaçlarıyla kullanmayı" öne çıkarıyor ve bunu öğrenenlerle öğrenemeyenler arasındaki uçuruma işaret ediyor. 21. yüzyılın çoçukları mutlaka "Algorithmic Thinking" ve "Computational Thinking" (Bilgisayarca Düşünme) becerilerine sahip olmalılar. Bu çoçuklara bu beceriler bu konularda alan bilgisini teknoloji kullanarak öğretme bilgisine (TPACK) sahip öğretmenler tarafından verilmelidir. Bu öğremenler "Bilgisayar" öğretmenleridir ve bunları yetiştirecek olan bölümlerde başlangıçta bu amaçla kurulan BÖTE'lerden başka bir yer olamaz. Bu yazıyı yazarken de olduğu gibi  hep aklımda bu sorun nasıl çözülür diye düşünmeden edemiyorum, galiba FATİH projesini değerlendirme için ERG raporunda yer alan şu cümle en doğru yorum gibi "Yetişkinler hazır değil". 



Saygılarımla,
M. Yaşar Özden



Çarşamba, Nisan 16, 2014

F@TİH Projesi Üzerine Görüşler!....

Merhaba:

F@TİH projesi üzerine değişik zamanlarda yazılar yazmışım;

Gözümüz aydın F@TİH geliyor....

PISA (Programme for International Student Assessment) 2009 ICT Sonuçları
(FATİHa Projesi)

PISA, ICT 2009 Sonuçları Üzerine Görüşler... !
(unutmadan 2012'de olanları önceden yazmıştım galiba o sonuçları önceden bilmişim, yakında bu konuda bir yazı yazacağım)


En son ERG'nin (Eğitim Reformu Girişimi) katkılarıyla hazırlanan "Fatih projesi eğitimde dönüşüm için bir fırsat olabilir mi? politika analizi ve önerileri" raporunu okuyunca benim de aklımda şu cümle kaldı "Yetişkinler hazır değil". Hemen aklıma da Ingilizlerin kullandığı bir söz geldi "good morning after supper" ya da Türkçe olarak "uyanda balığa çıkalım mı?" desem. başlangııcından itibaren bu tür projelerin başarısının insana bağlı olduğunu savunan bir akademisyen olarak yıllar önce söylediklerimin doğru çıkması sadece bana profesör fıkralarını anımsatıyor "söylediklerin doğru ama işe yaramıyor" :-) 

PISA, ICT 2009 Sonuçları Üzerine Görüşler... ! yazısında vurgu yaptığım ".... a second digital divide...." konusu aslında  bu başarısız sonuçlar nedeniyle ileride daha fazla canımızı yakacak gibi görünüyor. Neyse ki, bu tür durumları açıklamak için epeyce yabancı ve yerli kökenli deyim mevcut :-)

Ne diyeyim, "nerem doğru ki"

"Teknoloji Enstolasyonu, Teknoloji Entegrasyonu demek değildir."

"Bütün Teknolojilerin Aklı Onu Kullanan İnsanın Aklıyla Sınırlıdır"

Saygılarımla,

M. Yaşar Özden 

Cumartesi, Nisan 05, 2014

Teknoloji Enstalasyonu mu? Teknoloji Entegrasyonu mu?

Ben ikincisinin doğru olduğunu düşünüyorum ama bugüne kadar hep birincisini yapıp ikincisinin olduğunu zannettik. :-)

Cuma, Mart 28, 2014

Nerem Doğru ki?

merhaba:
Yüksek Öğretim Kurulu sayfalarındaki duyurulara bakınca;

http://yok.gov.tr/web/guest/duyurular

aşağıdaki duyuruyu gördüm;


Lisans Öğrencileri için Pedagojik Formasyon Eğitimi Sertifika Programı


Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu'nun 20.02.2014 tarih ve 9 sayılı kararı ile belirlenen ve öğretmenliğe kaynaklık eden yükseköğretim programlarından mezun olanlar için geçerli pedagojik formasyon eğitimi sertifika programının, söz konusu yükseköğretim programlarına devam eden lisans öğrencileri için de açılarak;

(a) programın, bünyesinde eğitim/eğitim bilimleri fakültesi bulunan yükseköğretim kurumlarında açılmasına,

(b) bünyesinde eğitim/eğitim bilimleri fakültesi açılmamış yükseköğretim kurumlarının, program açma yetkisi bulunan bir üniversiteyle işbirliği yapmasına,

(c) derslerin, öğrenci tercihleri dikkate alınarak, yükseköğretim kurumlarının imkânları dâhilinde, I. öğretim, II. öğretim, hafta sonu, yaz okulu, uzaktan ve açık öğretim gibi farklı alternatifler dâhilinde verilebilmesine,

(d) sınıf içi uygulama gerektirmeyen teorik derslerin, öğrenci talepleri dikkate alınarak fakülte yönetim kurulu kararıyla, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi'nden kredi tamamlama şeklinde alınmasına imkân sağlanması için söz konusu üniversitenin yetkilendirilmesine,

(e) 2013-2014 Eğitim-öğretim yılında son sınıfta okuyan öğrencilerin programı tamamlamalarını sağlamak amacıyla, teorik dersleri Açık Öğretim Fakültesi'nde, uygulamalı dersleri de yukarıdaki esaslar (a, b, c) çerçevesinde 2014 yılı sonuna kadar tamamlamalarına imkân sağlanmasına,

(f) 2014-2015 Eğitim-öğretim yılında son sınıfı okuyacak öğrencilerin, programı iki yarıyılda tamamlamalarını sağlamak amacıyla, kayıtlarının yapılarak teorik dersleri Güz döneminde Açık Öğretim Fakültesi'nde, uygulamalı dersleri de yukarıdaki esaslar (a, b, c) çerçevesinde 2014-2015 Eğitim-öğretim yılı Bahar döneminde tamamlamalarına imkân sağlanmasına,

(g) programı talep eden öğrenci sayısı, üniversitelerin kontenjan talepleri ve öğretim üyesi yeterliliği dikkate alınarak pedagojik formasyon eğitimi sertifika program kontenjanlarının, her yıl için Yükseköğretim Kurulu tarafından plânlanmasına,

(h) yukarıdaki konularla ilgili olarak ‘Pedagojik Formasyon Eğitimi Sertifika Programlarına İlişkin Usul ve Esaslar'ı güncellemek üzere, gerekli düzenlemelerin yapılmasına,

karar verilmiştir.


bu muhteşem düşünceler niçin daha önce benim aklıma gelmedi diye epeyce hayıflandıktan sonra neden bu kadar pratik ve uygulaması kolay bir yönetmin diğer meslek dalları için uygulanmadığını düşünmeye başladım. Örneğin; Bütün lisans öğrencilerimize lisans öğrenimleri sırasında Öğretmenlik Mesleği için uygulanması düşünülen bu dahice uygulama hayata acilen geçirilerek hepsine yukarıdaki çerçevede önerilen yol ve yöntemlerle Tıp, Mühendislik, Hukuk v.b. alanlarda verilecek belgelerle o meslekleri de icra etme yetkisi verilecek olursa ilgili alanlardaki nitelikli personel açığımız acilen kapatılmış olmaz mı? neden olmasın? konu Öğretmenlik olunca oluyor? :-). PISA 2012 sonuçlarının gösterdiği gerçek Nitelikli Öğretmene sahip olanların fark yarattığı şeklinde. Eğer yukarıdaki yol/yöntemler nitelikli Öğretmen yetiştirmeye yeterse diğerleri için de yeterli olmalı.

Saygılarımla

"Eğer yanlış trene binmişseniz, koridorda ters yönde yürümeniz sizi hedefinize götürmez" Dietrich Bonhoeffer

M. Yaşar Özden

Cumartesi, Şubat 15, 2014

President Obama asks America to learn computer science (ben soyleyince olmuyor :-))

Merhaba:
Yazının başlığı için çok uğraştım :-). evet bizler söyleyince olmuyor ama önce Obama'nın ne söylendiğini ileteyim sonra üzerinde konuşalım;




Daha fazlasını izlemek isterseniz;




Bunları niye yazdım diye merak edenler için (2009 yılında 3. BÖTE Öğrenci Kurultayında, Osmangazi Üniversitesi'nde söylediklerim);


Bu video'da söyleneler yıllardır söylemekten dilimde tüy bırakmayan şeyler. Fakat konu Obama ve Amerikalı arkadaşlar tarafından söylenmeye başlanınca çok ilgi çekici hale geldi. Evet, 21. yüzyılda geride kalmak istemiyorsak bütün çocuklarımıza eğitimlerinin çok başlarından itibaren "Algoritmik Düşünce"den başlayarak kodlama öğretmeliyiz.
Belki bütün hepsi Bilgisayar Mühendisi olmazlar ama hepsi "Computational Thinking" becerilerine sahip olurlar ki bu da çok büyük bir kazanım olur.

Saygılarımla
M. Yaşar Özden




Çarşamba, Aralık 04, 2013

Yine Yeşillendi PISA Sonuçları: Semptomatik çözüm paradigmasından koruyucu çözüm paradigmasına geçiş


Semptomatik tedavi sağlık teriminin açıklaması için internet'i karıştırınca karşımıza şöyle bir tanımlama çıkıyor; hastalığın temel etkenini değil, hastanın şikâyetlerini gidermeye yönelik tedavi.

Benzeri şekilde Koruyucu Hekimlik diyerek bir araştırma gerçekleştirince ise; hastalığın oluşmadan önlenmesi amacını taşıyan hizmetler bütünüdür tanımıyla karşılaşıyoruz.

Şimdi, PISA sonuçlarıyla bu kavramların ne ilgisi var diye soracak olursanız bir örnekle anlatmaya çalışayım, bizde bilinen çalışan tedavi yöntemi ne yazık ki Semptomatik olanı, yakınlarınızdan birisi eğer başım ağrıyor derse hemen bu semptom'dan yola çıkarak aspirin iç diye tedavi önerisi sunmayacak kimse yoktur yakın çevremizde. Evet, bu çok kolay, uygulaması zahmetsiz bir çözüm önerisidir, çoğu zamanda çalışır sonuçlar elde edebiliriz. Fakat, eğer sorun aspirin çözümlerle çözülemeyecek kadar derinde ise bu durumda sadece zaman kaybetmekten başka bir işe yaramaz bu çözüm. Burada, anlatmaya çalıştığım yaklaşımı eğer koca bir eğitim siteminin sorunlarını çözmede kullanmaya çalışırsanız bugün karşılaştığımız sorunlar bir kader haline gelir ve PISA gibi, TIMSS ve PIRLS (http://timss.bc.edu/ ) gibi uluslararası sınavların sonuçları açıklandığında aspirin çözüm öneren çok olur, peki aynı çözüm kümesini kullanarak farklı sonuçlar elde etmek mümkün mü? bu sorunun cevabını A. Einstein daha önce verdiği için ben bu konuya girmeyeceğim. Burada asıl vurgulamak istediğim nokta, artık Semptomlara bakarak değilde henüz bu belirtiler oluşmadan sorunların çözümüne odaklanarak yani Koruyucu paradigmaları işe koşarak niye böyle oldu diyerek hayıflanma yerine sorunları oluşmadan, ona göre önlemler alarak bu kaderi artık değiştirmeliyiz. Yıllardır "Eğitim sistemimizin" sorunları konusunda değişik yazılar yazdım ve asıl sorunun 3M olduğunu söyledim ama her zaman olduğu gibi semptom/sorun ortaya çıkınca hemen en kolay çözüm kümesi olan Materyal, Metod ve Müfredat üçlüsünden değişme zamanı geleni değiştirerek çözüm bulmaya çalıştık ama gene olmadı "Yine Yeşillendi PISA Sonuçları". Dolayısıyla, artık gelin Semptomatik tedavi (çözümler) yerine Koruyucu çözüm kümesine gidelim ve bu işi kader olmaktan çıkaralım, değilse bu filmi biz daha çok görürüz.
Saygılarımla,
M. Yaşar Özden

Aynı Çözüm Kümesini Kullanarak Farklı Sonuçlar Elde Etmek Mümkün mü?


Aşağıdaki yazıyı Hürriyet Gazetesinde gelen bir istek üzerine yayınlanması için 3/Kasım/2013 tarihinde göndermiştim. İçinde bulunduğumuz ortam şuan çok uygun hale gelince tekrar paylaşmak için gönderiyorum.

Aynı Çözüm Kümesini Kullanarak Farklı Sonuçlar Elde Etmek Mümkün mü?
Prof. Dr. M. Yaşar Özden
Eğitim Bilimleri Fakültesi
Bahçeşehir Üniversitesi

 
Başlığı bu şekilde seçmemin nedeni bugün sahip olduğumuz ve  geleceğimizi şekillendiren eğitim sistemimiz üzerinde sürekli olarak aynı çözüm kümesini kullanarak değişimler yaparak farklı sonuçlar almayı beklerken o meşhur tren gene istasyondan ayrılmış oluyor bize de arkasından bakmak kalıyor. Ne demek istediğimi daha açık yazmak gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak zorunlu olarak almamız gerek 12 yıllık temel eğitim sonucunda çağın istediği insan profiline ulaşamadığımızı uluslararası olarak yapılan sınavlar ve araştırma sonuçlarından anlamak mümkündür. Peki, durum buysa nerdeyse 2 yıllık aralarla gerçekleştirdiğimiz reformlar niçin istenen sonucu vermiyor. Bu soruya cevap olarak eğer gene aynı çözüm kümesinden bir eleman önerilecek olursa farklı bir sonucun çıkmayacağını şimdiden söylemek falcılık olmasa gerek. Nedir bu çözüm kümesi? Dersek, cevap olarak Müfredat, Metod ve Materyal ya da eğitim sisteminin 3M sarmalı diyebilirim. Bu üçlü bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz ve büyük bir ihtimalle bundan sonraki değişimlerde de başvuracağımız sihirli formülü oluşturmaktadır. Bu üç şeyi değiştirirken insan öğesi dışlandığı için bunlarda yapılan değişimler daha kolay gerçekleştirilebilmesine rağmen kalıcı bir etki oluşturamaması nedeniyle etkileri uzun vadede faydasız olmaktadır. İnsansız çözüm kümleri her zaman kolay değişime olanak sağladığı için kısa sürede gerçekleştirilmesi düşünülen değişimler için bulunmaz kaftan gibi görünseler de sorunu derinleştirmekten başka bir faydaları bulunmamaktadır. İnsanla ilgili kısma geçmeden önce temel sorunun ne olduğunu anlayabilecek olabilirsek daha sonra doğru çözüm kümelerini tartışabileceğimizi aklımızda tutarak hemen iki kavramla sorunu özetleyebilirim;

eşitlik/eşitsizlik ile kalite/nitelik.

Bugün temel eğitimdeki sorunlar bu ikiliden kaynaklanmaktadır. Temel eğitim kademesindeki öğrencilere aynı seviyede eğitim/öğretim hizmeti sunamadığımız için yapılan uluslararası sınavlarda öğrencilerimiz ülke olarak hep sonlarda yer almalarına rağmen bazı okul türlerinde bu sınavların birincisi ülke öğrencilerinin ortalamalarının üzerinde sonuçlar alabilmekteyiz.  Demek ki, bu ülkedeki çocuklar uygun ortamlar sağlanır ve nitelikli eğiticilerden kaliteli eğitim/öğretim alabilecek olurlarsa şu an bulunduğumuz derceler bizim için de kader olmaktan çıkacaktır.  Eşitliğin sağlanmasında sadece okullara teknolojik araç-gereç göndererek (materyal), uygulan öğretim yöntemini değiştirerek (metod) bütün bunların kullanıldığı öğretim programının değiştirilmesi (müfredat) yeterli olamamaktadır. Bütün bunları kullanarak eğitim/öğretim etkinliklerini gerçekleştiren öğretmenlerimizi yapılan bu değişimler konusunda hazır hale getirmez, yapılan değişimleri uygulayacak bilgi ve becerilerle donatmazsak ne yazık ki sistemin en önemli insan ögesini göz ardı etmiş oluruz. Öğrenme, özellikle de anlamlı öğrenme canlılara özgü bir yeti olup oluşturmacı felsefeye (constructivist) göre bir anlam verme işlemidir. Bu anlam içinde bulunulan toplumun katkılarıyla şekillenmektedir. Dolayısıyla, öğrenme öğrenciyle, öğrenmesine yardımcım olan öğretmenin yeterliliklerinden çok fazla etkilenmektedir. Bunu bitkilerdeki minimum yasasıyla açıklayacak olursak, bitkiler topraktaki besinlerini o anda ortamda en az olanın oranında almaktadırlar. Yani bu maddelerden en az olanı bitki tarafından topraktan alınma oranını belirlemektedir (minimum yasası, Law of The Minimum). Bu yasayı eğitim-öğretim ortamları için kullandığımızda, ortamda öğrenme için en az hazır olan insan öğrenmenin kalitesini belirlemektedir. Eğer öğretmen kaliteniz düşükse öğretim kaliteniz en fazla o seviyeye kadar gidebilmektedir. Dolayısıyla, öğrenme ortamlarında öğretmen kalitesi öğrenme çıktılarının belirlenmesinde en önemli belirleyici olarak karşımıza çıkmaktadır.  Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız çözüm kümleri içerisinde öğretmen niteliğini artırmaya yönelik herhangi bir öneri bulunmadığı için biz hep aynı sonuçlarla karşılaşmaktayız. Öncelikli olarak bu konuya yönelmemiz gerekmektedir. Nitelikli öğretmenlerimizi, doğru müfredatları kullanarak, doğru yöntem ve doğru materyaller kullanarak öğretim yapar hale getirmeden bu sorunun ne yazık ki görünür gelecekte olası bir çözümü bulunmamaktadır. Nitelikli öğretmen konusu ise çok büyük bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bu konudaki görüşlerimi de bir başka yazıda sizlerle paylaşmak isterim.

 

Saygılarımla

M. Yasar Özden

3/11/2013

Pazar, Kasım 10, 2013

Temel Eğitim 1 ve 5. Sınıf Öğrencileri Kendi Animasyonlarını Üretecekler.

Merhaba:
8-9 Kasım 2013 tarihlerinde Bahçeşehir Üniversitesi, Galata Kampüsünde Bahçeşehir Kolejlerinde görev yapmakta olan 20 öğretmenin katılımıyla Kanada'lı Toon Boom firması tarafından üretilen Flip Boom Cartoon uygulamsının öğretim programı içerisinde nasıl kullanılacağı (meşhur Teknoloji Entegtrasyonu) konusunda iki günlük bir eğitim çalışması düzenlendi. Çalışma sonucunda katılımcı öğretmenler ilgili aracı kullanarak izledikleri müfredata uygun örnekler geliştirdiler ve birbirleriyle paylaştılar;


Çalışmanın amacı Bahçeşehir Kolejlerinde öğrenimlerine devam eden birinci ve beşinci sınıf öğrencilerinin bu uygulamayı dersleri sırasında kullanmaları ve derslerde işledikleri konularla ilgili animasyonlar oluşturarak öğrenmelerinin anlamlı hale gelmesinde kalıcılığın sağlanması. Animasyon oluşturarak öğrenilmesi istenen bilgilerin anlamlı hale gelmesi ve kalıcığının sağlanması ile öğretmenlerin gerçekleştireceği Eylem Araştırmaları birçok faydayı birlikte sunması eğitsel açıdan bizleri heyecanlandıran bir konu. Eğitim Bilimleri Fakültesi olarak eğitim/öğretim etkinliklerinin gerçekleştiği okul ortamında öğretmenlerin hizmet içi eğitimlerle desteklenmesinin yanında öğretmenlerin doğrudan araştırmacı olmalarını sağlayan Eylem Araştırması çalışmalarını da önemsiyor ve Istanbul bölgesinde yer alan 5 kampus ve 19 okulda bu çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz.
Animasyon konusuna dönecek olursam, Bahçeşehir Kolejleri olarak öğrencilerin bu okullardan mezun olduklarında sahip olmalarını istediğimiz temel 21. yüzyıl becerileri arasında yer alan Bilgi ve İletişim Teknolojilerini etkin kullanmalarını için gerekli olan bilgi ve becerilerinin kazandırılmasında  "Algoritmik Düşünme" önemli bir başlangıcı oluşturmaktadır. Bu becerinin kazanılmasında animasyon oluşturma, öğrencilere daha küçük yaşlardan itibaren olaylar arasındaki ilişkileri, algoritmik olarak düşünmelerini  sağlayacaktır. Öğrencilerin teorik olarak öğrendikleri bilgileri kendi üretecekleri animasyonlarla sunmaları sayesinde öğretilmesi amaçlanan bilgilerin ilgili olduğu konulardaki kavramlar, olaylar, ilişkiler arasındaki bağlantıyı kurmalarına yardımcı olurken teorik bilgilerin bu yolla anlamlı bilgiler haline dönüştürülmesi sağlanacaktır.  Kısacası, öğrenciler yaparak, yaşayarak öğreneceklerdir. Bu çalışma öğrencilere 21 yüzyıl becerilerinin kazandırılmasının yanında animasyon alanında çekirdekten yetişmiş animatörlerin yetiştirilmesine de katkı yapacaktır. Günümüzde belirli birkaç ülkenin tekelinde olan Animasyon alanında söz söyleyebilen ülkeler arasında olabilmek için eğtim/öğretim etkinliğinin çok erken yaşlarında bizde çocuklarımıza bu bilgileri alabilecekleri ortamları yaratmak zorundayız. Değilse, yurt dışından gelen ve 11-12 yaşında program yazabilecek çocuklara ihtiyacımız var önerilerinde bulunan kişilerin önerilerini dinlemekle yetiniriz. Unutmayalım, ne kadar erken başlarsak o kadar iyi olacaktır, bir atasözümüzde söylendiği gibi "erken kalkan yol alır".  Başkalarının teknolojilerini kullanmak değil başkaları için teklnoloji üreten bireylerin önlerini açmak için onlara fırsat yaratmalıyız.

saygılarımla,
M. Yaşar Özden

Cuma, Ağustos 02, 2013

Temel ve Orta Öğretim Programlarında Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) Müfredatı İçin Öneriler Nisan 2004

merhaba:
bu yazı Bahçeşehir Üniversitesi'ne geçtikten sonra yazdığım ilk yazı olacak. Yazının konusu bugün Bilişim Teknolojileri Eğitimcileri Derneği tarafından gönderilen "
 Türkiye'de ilk ve ortaokullarda (ilköğretim) okutulan Bilişim Teknolojileri Derslerinin tarihi 009 numaralı bilgilendirme notumuzda kamuoyuyla paylaşılmıştır. 

Bu yazıyı görünce aklıma 2006 yılında hazırlayıp, 8 Ağustos 2013 tarihinde Talim Terbiye Kurulu'ndan geçen 1-8 Bilişim Teknolojileri Dersi müfredatı geldi. Bu müfredatı sunduğumuz günlerde bir de rapor sunmuştuk TTKB'ye. sonuçta bu program ve önerileri bir türlü hayata geçmedi. aslında bu müfredat çalışmalarına başlamadan önce alanayazından bir derleme yazısı yazmıştım bu konuda. Aradan geçen bu kadar zaman sonra hala 5-8. sınıflar için zorunlu bir öğretim programımızın olmaması ve 9-12 arasını zorunlu eğitim kapsamına almamıza rağmen o sınıflar için bir çözümün bulunmaması hepimizin üzerinde düşünmemiz gereken bir sorun olarak karşımızda duruyor. var olan bilgileri paylaşmak için yazdım umarım bir işe yarar.


Saygılarımla

M. Yaşar Özden

Cuma, Mart 08, 2013

Türk Eğitim Sisteminin 3M Çıkmazı

merhaba:
son günlerde okuduğum haberler arasında bir tanesi çok ilgimi çekti sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum, yazının başlığı "Tablet Sınıfta Kaldı", Radikal gazetesinden sayın Can Güleryüzlü tarafından kaleme alınmış. Yazıyı okurken projenin ilk sunuluş dönemlerinde yazdığım ve paylaştığım yazılar aklıma geldi kasım 2010 tarihinde yazdığım "Gözümüz Aydın FATİH Geliyor" başlıklı yazımda başımıza gelebilecekler konusunda öngörülerde bulunmuşum ne yazık ki, yukarıda adresini paylaştığım haberdeki bulgular bunları doğrular nitelikte. Aslında, PISA 2012, ICT sonuçları da bunları yakında pekiştirecek, öğretmediğimiz / öğrenilmesine yardımcı olmadığımız bir dersin çıktılarını ölçmeyi denediğimizde bundan başka sonuç alınması mümkün değildir.


Burada biraz durup yukarıda yazının içerğine baktığımızda,
...."Tek katkı alanı

‘Takımla çalışma’, ‘yaratıcılık’, ‘sosyal sorumluluk’, ‘bilgi okuryazarlığı’, ‘hayat boyu öğrenme’ becerileri açısından da hayal kırıklığı yaratan sonuçlar çıkarken, ‘
teknoloji
okuryazarlığı’ becerisi açısından tabletli eğitim olumlu sonuçlar verdi. Öğrencilerin çoğunluğu, tabletli eğitimin ‘teknoloji okuryazarlığı’na katkı sağladığı görüşünü dile getirdi...."

sadece "Teknoloji Okuryazarlığı"na katkı yapıldığı öğrenciler tarafından belirtilmiş ‘Takımla çalışma’, ‘yaratıcılık’, ‘sosyal sorumluluk’, ‘bilgi okuryazarlığı’, ‘hayat boyu öğrenme’ becerileri açısından da hayal kırıklığı yaşandığına vurgu yapılmış.
Bu bulguları okuyunca hemen aklıma "Niye olmuyor?, neyi yanliş yapıyoruz? soruları gelince uzun süredir aklımda olan bir noktayı sizlerle paylaşmak istedim. Yazının da başlığında da kısaltarak yazdığım Türk Eğitim Sisteminin sorunlarının çözümünde ısrarla kullandığımız 3M sarmalından nasıl çıkabiliriz? Önce, bu 3M'nin ne olduğunu açıklamaya çalışayım "Müfredat, Metod, Materyal". Her türlü eğitim/öğretim sorunuyla karşılaştığımızda bu 3'lünün etrafında dolaşarak çözüm aradığımız için bir türlü gerçek çözümler üretemiyoruz. Albert Einstein'ın bu tür durumlar için söylediği söz bizler için yardımcı olabilir diye düşünüyorum "Aynı çözüm kümelerini kullanarak farklı sonuçlar beklemek akıllı insanların işi değildir".  Dolayısıyla, sorunu gerçekten çözmek için farklı çözüm kümleri denemek gerekir. Örneğin, eğitim/öğretimde ikincil etkisi olduğuna inandığım (Öğrenmede minimum yasası) 3M sarmalından çıkıp işin gerçekleştiricilerine yoğunlaşmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Yani, öncelikle 3M'nin gerçek muhataplarının yapılan değişimlere ne kadar hazır oldukları noktasına yoğunlaşmanın sorunun çözümüne büyük katkı yapacağını biliyorum. Eğitim sistemimizin sorunlarının artık eşitlik ve nitelik/kalite noktasına geldiğini bunun çözümünün ise nitelikli insan kaynağından geçtiğini, değilse yaptıklarımız benim oğlum bina okur döner döner onu okur deyişinden öteye geçemeyecektir. Nitelikli/Kaliteli eğitimin ise, nitelikli öğretmenlerden geçtiğini bilmek için alim olmaya gerek yok. Öyleyse, öncelikle öğretmen yetiştirme işini ciddi ciddi düşünmeliyiz, günümüzün öğretmenin de ne tür bilgi ve becerilerin olması gerektiği konusunda çalışmalıyız, bu bilgi ve becerilere sahip öğretmenlerin yetişitirilmesi için neler yapılması konusunda vakit harcamalıyız. Değilse, çözüm 3M, herkese hayırlı olsun.
Unutmadan,

”Müzik değişince dans değişir – Afrika atasözü”
”Adding wings to caterpillars does not create butterflies. It creates awkward and dysfunctional caterpillars. Butterflies are created through transformation). – Stephanie Marshall(1996)”
” Eğer yanlış trene binmişseniz, koridorda ters istikamette yürümenin size faydası olmaz - Dietrich Bonhoeffer ”
Saygılarımla


Perşembe, Şubat 28, 2013

Seçmeli Derslere Devam

merhaba.
"Bilisim Teknolojileri ve Yazilim dersini 221.000 öğrenci seçmiş ve 15 seçmeli ders arasında 7. sırada. Demek ki bizim cocuklar bu konuları bilmiyormuş ya da daha fazla bilmek icin ders almak istiyorlarmış. Eğer, yeterince olanak sağlansaydı ya da ilgilenen olsaydı daha fazla öğrenci bu dersi seçecekti. Bence bu sayılar çok umut verici, umarım Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri de bu isteği görür ve ona göre çözüm üretirler."...
Sayın Başbakanımız dün sayılar vererek derslerden bahsetti ve bu kadar insan istiyor niçin dikkate almıyorsunuz diye sordu. Bende, bundan cesaret alarak soruyorum bu 221.000 öğrencimizin isteği dikkate alındı mı? yoksa, bu çocuklarımız da ne bildiklerini bilmedikleri düşünülerek derslere kayıtları yapılmayanlar kervanına mı? katıldılar. Her nedense, öğrenciler biz öğrenmek istiyoruz, bize ders açın diyorlar ama bizim yetkililer yok, yok siz teknoloji içinde büyüyorsunuz onun için derse ihtiyacınız yok diyorlar :-)
Unutmadan, Amerika Birleşik Devletleri'nde Bilgisayar Programlama konusunda büyük bir gayret var, aşağıdaki bağlantıya bakmanızı öneririm.

http://code.org/teach

saygılarımla,
M. Yaşar Özden

Salı, Ekim 02, 2012

Seçmeli Dersler



Merhaba:
Bilisim Teknolojileri ve Yazilim dersini 221.000 öğrenci seçmiş ve 15 seçmeli ders arasında 7. sırada. Demek ki bizim cocuklar bu konuları bilmiyormuş ya da daha fazla bilmek icin ders almak istiyorlarmış. Eğer, yeterince olanak sağlansaydı ya da ilgilenen olsaydı daha fazla öğrenci bu dersi seçecekti. Bence bu sayılar çok umut verici, umarım Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri de bu isteği görür ve ona göre çözüm üretirler.
saygılarımla

M. Yaşar Özden

Çarşamba, Eylül 05, 2012

İLKÖĞRETİM VE ORTAÖĞRETİMİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI” ODTÜ EĞİTİM FAKÜLTESİ GÖRÜŞÜ Konusunda CNN Türk'te Yaptığım Açıklamalar

merhaba:
İLKÖĞRETİM VE ORTAÖĞRETİMİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI” ODTÜ EĞİTİM FAKÜLTESİ GÖRÜŞÜ Konusunda CNN Türk'te "Aykırı Sorular" programında yaptığım açıklamalara;
http://www.cnnturk.com/prof-dr-yasar-ozden

adresinden erişilebilmektedir.

saygılarımla

M. Yaşar Özden
5/9/2012


Cumartesi, Temmuz 28, 2012

Öğretmenlik Alanları Belli Olmuş???????

merhaba:
Öğretmelik alanları konusunda bugün basında çıkan haberler konusunda Haber Türk gazetesinden Pervin Kaplan'a gönderdiğim yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Pervin hanim merhaba:

Bugun gazetelerde Ogremenlik Alanlari belirlendi seklinde bir haber yer aldi. Baktigimda, icinde ICT (Bilisim Teknolojileri, Bizdeki adiyla Bilgisayar ve Ogretim Teknolojileri Ogretmenligi yok). Bu konuda defalarca yazmistim ve bu kadar cehaletin egitimle mumkun olabilecgini soylemistim. Gorebildigim kadariyla yakin gelecek icin umut yok  size bu yazilarin bazilarinin adreslerini gonderecegim: http://www.myozden.blogspot.com/2011/07/pisa-ict-2009-sonuclar-uzerine-gorusler.html bu yazida PISA 2009 sinavlarindaki ICT konusundaki durumumuzu yazmistim. Bu yaziyi, “Rapordaki sonuçlar bu yapılanların ne kadar doğru olduğunu hepimize göstermiş oluyor. 2012'yi beklemeden hemen bu yanlıştan dönmekte büyük bir fayda bulunduğunu artık anlamalıyız. Bilgi ve İletişim teknolojileri dersini zorunlu hale getirip, dersi alan uzmanı olan Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü mezunu öğretmenlere teslim etmeliyiz. Değilse, 2012 yılında ben buradayım gene raporu okur ve sonuçlarını sizlerle paylaşırım :-)” diye bitirmisim, 2012 yili PISA sinavlari nisan ayi icersinde yapildi bu yil ICT gene bir baslik olarak ogrencilerimize soruldu, sonuclari tahmin etmek icin universite bitirmeye gerek yok ama sonucun bu sekilde cikacagini bile bile tersine israr etmekte gercekten bir egitimin sart oldugunu dusunuyorum. Size ekte 21. Yuzyil becerileri icin bir adres gonderiyorum (http://www.p21.org/ ) 4 temel beceri gurubu arasinda Information, Media and Technology Skills yer aliyor. Bu beceriler icin de http://www.p21.org/overview http://www.p21.org/overview/skills-framework/350 adreslerinde genis bilgi veriliyor.
Milli gelirin 10.000 dolara saplanip kaldigi su gunlerde kurtulusun uretimden gectigi bilindigi halde 12 yil boyunca zorunlu olarak okutup YGS LYS’de sordugumuz sorularin cevabini alamadigimiz genclerimizi konu basligi olarak bile dikkate almadigimiz Bilişim Teknolojileri için PISA sinavlarinda nasil bir basari bekliyoruz acaba. Yillardir egitimle ugrasan bir kisi olarak ben bu sorunun yanitini bulamadim sizce yanlis sorular mi ? soruyorum. Bu konu ulkenin gelecegi icin cok onemli ama nedense cok uzerine gidilmiyor. PISA 2012 sonucalari (ICT) onumuzdeki aylarda en gec onumuzdeki yil icerisinde belli olacak umarim haksiz cikarim.

Saygilarimla


Prof. Dr. M. Yasar Ozden
Dekan
Egitim Fakultesi Orta Dogu Teknik Universitesi
06800-Ankara
http://guide.ceit.metu.edu.tr