M. Yaşar Özden
Çarşamba, Aralık 04, 2013
Yine Yeşillendi PISA Sonuçları: Semptomatik çözüm paradigmasından koruyucu çözüm paradigmasına geçiş
M. Yaşar Özden
Aynı Çözüm Kümesini Kullanarak Farklı Sonuçlar Elde Etmek Mümkün mü?
Aşağıdaki yazıyı Hürriyet Gazetesinde gelen bir istek üzerine yayınlanması için 3/Kasım/2013 tarihinde göndermiştim. İçinde bulunduğumuz ortam şuan çok uygun hale gelince tekrar paylaşmak için gönderiyorum.
Eğitim Bilimleri Fakültesi
Bahçeşehir Üniversitesi
Pazar, Kasım 10, 2013
Temel Eğitim 1 ve 5. Sınıf Öğrencileri Kendi Animasyonlarını Üretecekler.
8-9 Kasım 2013 tarihlerinde Bahçeşehir Üniversitesi, Galata Kampüsünde Bahçeşehir Kolejlerinde görev yapmakta olan 20 öğretmenin katılımıyla Kanada'lı Toon Boom firması tarafından üretilen Flip Boom Cartoon uygulamsının öğretim programı içerisinde nasıl kullanılacağı (meşhur Teknoloji Entegtrasyonu) konusunda iki günlük bir eğitim çalışması düzenlendi. Çalışma sonucunda katılımcı öğretmenler ilgili aracı kullanarak izledikleri müfredata uygun örnekler geliştirdiler ve birbirleriyle paylaştılar;
Çalışmanın amacı Bahçeşehir Kolejlerinde öğrenimlerine devam eden birinci ve beşinci sınıf öğrencilerinin bu uygulamayı dersleri sırasında kullanmaları ve derslerde işledikleri konularla ilgili animasyonlar oluşturarak öğrenmelerinin anlamlı hale gelmesinde kalıcılığın sağlanması. Animasyon oluşturarak öğrenilmesi istenen bilgilerin anlamlı hale gelmesi ve kalıcığının sağlanması ile öğretmenlerin gerçekleştireceği Eylem Araştırmaları birçok faydayı birlikte sunması eğitsel açıdan bizleri heyecanlandıran bir konu. Eğitim Bilimleri Fakültesi olarak eğitim/öğretim etkinliklerinin gerçekleştiği okul ortamında öğretmenlerin hizmet içi eğitimlerle desteklenmesinin yanında öğretmenlerin doğrudan araştırmacı olmalarını sağlayan Eylem Araştırması çalışmalarını da önemsiyor ve Istanbul bölgesinde yer alan 5 kampus ve 19 okulda bu çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz.
Animasyon konusuna dönecek olursam, Bahçeşehir Kolejleri olarak öğrencilerin bu okullardan mezun olduklarında sahip olmalarını istediğimiz temel 21. yüzyıl becerileri arasında yer alan Bilgi ve İletişim Teknolojilerini etkin kullanmalarını için gerekli olan bilgi ve becerilerinin kazandırılmasında "Algoritmik Düşünme" önemli bir başlangıcı oluşturmaktadır. Bu becerinin kazanılmasında animasyon oluşturma, öğrencilere daha küçük yaşlardan itibaren olaylar arasındaki ilişkileri, algoritmik olarak düşünmelerini sağlayacaktır. Öğrencilerin teorik olarak öğrendikleri bilgileri kendi üretecekleri animasyonlarla sunmaları sayesinde öğretilmesi amaçlanan bilgilerin ilgili olduğu konulardaki kavramlar, olaylar, ilişkiler arasındaki bağlantıyı kurmalarına yardımcı olurken teorik bilgilerin bu yolla anlamlı bilgiler haline dönüştürülmesi sağlanacaktır. Kısacası, öğrenciler yaparak, yaşayarak öğreneceklerdir. Bu çalışma öğrencilere 21 yüzyıl becerilerinin kazandırılmasının yanında animasyon alanında çekirdekten yetişmiş animatörlerin yetiştirilmesine de katkı yapacaktır. Günümüzde belirli birkaç ülkenin tekelinde olan Animasyon alanında söz söyleyebilen ülkeler arasında olabilmek için eğtim/öğretim etkinliğinin çok erken yaşlarında bizde çocuklarımıza bu bilgileri alabilecekleri ortamları yaratmak zorundayız. Değilse, yurt dışından gelen ve 11-12 yaşında program yazabilecek çocuklara ihtiyacımız var önerilerinde bulunan kişilerin önerilerini dinlemekle yetiniriz. Unutmayalım, ne kadar erken başlarsak o kadar iyi olacaktır, bir atasözümüzde söylendiği gibi "erken kalkan yol alır". Başkalarının teknolojilerini kullanmak değil başkaları için teklnoloji üreten bireylerin önlerini açmak için onlara fırsat yaratmalıyız.
saygılarımla,
M. Yaşar Özden
Cuma, Ağustos 02, 2013
Temel ve Orta Öğretim Programlarında Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) Müfredatı İçin Öneriler Nisan 2004
bu yazı Bahçeşehir Üniversitesi'ne geçtikten sonra yazdığım ilk yazı olacak. Yazının konusu bugün Bilişim Teknolojileri Eğitimcileri Derneği tarafından gönderilen " Türkiye'de ilk ve ortaokullarda (ilköğretim) okutulan Bilişim Teknolojileri Derslerinin tarihi 009 numaralı bilgilendirme notumuzda kamuoyuyla paylaşılmıştır.
Cuma, Mart 08, 2013
Türk Eğitim Sisteminin 3M Çıkmazı
son günlerde okuduğum haberler arasında bir tanesi çok ilgimi çekti sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum, yazının başlığı "Tablet Sınıfta Kaldı", Radikal gazetesinden sayın Can Güleryüzlü tarafından kaleme alınmış. Yazıyı okurken projenin ilk sunuluş dönemlerinde yazdığım ve paylaştığım yazılar aklıma geldi kasım 2010 tarihinde yazdığım "Gözümüz Aydın FATİH Geliyor" başlıklı yazımda başımıza gelebilecekler konusunda öngörülerde bulunmuşum ne yazık ki, yukarıda adresini paylaştığım haberdeki bulgular bunları doğrular nitelikte. Aslında, PISA 2012, ICT sonuçları da bunları yakında pekiştirecek, öğretmediğimiz / öğrenilmesine yardımcı olmadığımız bir dersin çıktılarını ölçmeyi denediğimizde bundan başka sonuç alınması mümkün değildir.
Burada biraz durup yukarıda yazının içerğine baktığımızda,
...."Tek katkı alanı
‘Takımla çalışma’, ‘yaratıcılık’, ‘sosyal sorumluluk’, ‘bilgi okuryazarlığı’, ‘hayat boyu öğrenme’ becerileri açısından da hayal kırıklığı yaratan sonuçlar çıkarken, ‘teknoloji okuryazarlığı’ becerisi açısından tabletli eğitim olumlu sonuçlar verdi. Öğrencilerin çoğunluğu, tabletli eğitimin ‘teknoloji okuryazarlığı’na katkı sağladığı görüşünü dile getirdi...."
sadece "Teknoloji Okuryazarlığı"na katkı yapıldığı öğrenciler tarafından belirtilmiş ‘Takımla çalışma’, ‘yaratıcılık’, ‘sosyal sorumluluk’, ‘bilgi okuryazarlığı’, ‘hayat boyu öğrenme’ becerileri açısından da hayal kırıklığı yaşandığına vurgu yapılmış.
Bu bulguları okuyunca hemen aklıma "Niye olmuyor?, neyi yanliş yapıyoruz? soruları gelince uzun süredir aklımda olan bir noktayı sizlerle paylaşmak istedim. Yazının da başlığında da kısaltarak yazdığım Türk Eğitim Sisteminin sorunlarının çözümünde ısrarla kullandığımız 3M sarmalından nasıl çıkabiliriz? Önce, bu 3M'nin ne olduğunu açıklamaya çalışayım "Müfredat, Metod, Materyal". Her türlü eğitim/öğretim sorunuyla karşılaştığımızda bu 3'lünün etrafında dolaşarak çözüm aradığımız için bir türlü gerçek çözümler üretemiyoruz. Albert Einstein'ın bu tür durumlar için söylediği söz bizler için yardımcı olabilir diye düşünüyorum "Aynı çözüm kümelerini kullanarak farklı sonuçlar beklemek akıllı insanların işi değildir". Dolayısıyla, sorunu gerçekten çözmek için farklı çözüm kümleri denemek gerekir. Örneğin, eğitim/öğretimde ikincil etkisi olduğuna inandığım (Öğrenmede minimum yasası) 3M sarmalından çıkıp işin gerçekleştiricilerine yoğunlaşmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Yani, öncelikle 3M'nin gerçek muhataplarının yapılan değişimlere ne kadar hazır oldukları noktasına yoğunlaşmanın sorunun çözümüne büyük katkı yapacağını biliyorum. Eğitim sistemimizin sorunlarının artık eşitlik ve nitelik/kalite noktasına geldiğini bunun çözümünün ise nitelikli insan kaynağından geçtiğini, değilse yaptıklarımız benim oğlum bina okur döner döner onu okur deyişinden öteye geçemeyecektir. Nitelikli/Kaliteli eğitimin ise, nitelikli öğretmenlerden geçtiğini bilmek için alim olmaya gerek yok. Öyleyse, öncelikle öğretmen yetiştirme işini ciddi ciddi düşünmeliyiz, günümüzün öğretmenin de ne tür bilgi ve becerilerin olması gerektiği konusunda çalışmalıyız, bu bilgi ve becerilere sahip öğretmenlerin yetişitirilmesi için neler yapılması konusunda vakit harcamalıyız. Değilse, çözüm 3M, herkese hayırlı olsun.
Unutmadan,
Perşembe, Şubat 28, 2013
Seçmeli Derslere Devam
"Bilisim Teknolojileri ve Yazilim dersini 221.000 öğrenci seçmiş ve 15 seçmeli ders arasında 7. sırada. Demek ki bizim cocuklar bu konuları bilmiyormuş ya da daha fazla bilmek icin ders almak istiyorlarmış. Eğer, yeterince olanak sağlansaydı ya da ilgilenen olsaydı daha fazla öğrenci bu dersi seçecekti. Bence bu sayılar çok umut verici, umarım Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri de bu isteği görür ve ona göre çözüm üretirler."...
Sayın Başbakanımız dün sayılar vererek derslerden bahsetti ve bu kadar insan istiyor niçin dikkate almıyorsunuz diye sordu. Bende, bundan cesaret alarak soruyorum bu 221.000 öğrencimizin isteği dikkate alındı mı? yoksa, bu çocuklarımız da ne bildiklerini bilmedikleri düşünülerek derslere kayıtları yapılmayanlar kervanına mı? katıldılar. Her nedense, öğrenciler biz öğrenmek istiyoruz, bize ders açın diyorlar ama bizim yetkililer yok, yok siz teknoloji içinde büyüyorsunuz onun için derse ihtiyacınız yok diyorlar :-)
Unutmadan, Amerika Birleşik Devletleri'nde Bilgisayar Programlama konusunda büyük bir gayret var, aşağıdaki bağlantıya bakmanızı öneririm.
http://code.org/teach
saygılarımla,
M. Yaşar Özden
Salı, Ekim 02, 2012
Seçmeli Dersler
Çarşamba, Eylül 05, 2012
İLKÖĞRETİM VE ORTAÖĞRETİMİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI” ODTÜ EĞİTİM FAKÜLTESİ GÖRÜŞÜ Konusunda CNN Türk'te Yaptığım Açıklamalar
İLKÖĞRETİM VE ORTAÖĞRETİMİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI” ODTÜ EĞİTİM FAKÜLTESİ GÖRÜŞÜ Konusunda CNN Türk'te "Aykırı Sorular" programında yaptığım açıklamalara;
http://www.cnnturk.com/prof-dr-yasar-ozden
adresinden erişilebilmektedir.
saygılarımla
M. Yaşar Özden
5/9/2012
Cumartesi, Temmuz 28, 2012
Öğretmenlik Alanları Belli Olmuş???????
Öğretmelik alanları konusunda bugün basında çıkan haberler konusunda Haber Türk gazetesinden Pervin Kaplan'a gönderdiğim yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Pervin hanim merhaba:
Bugun gazetelerde Ogremenlik Alanlari belirlendi seklinde bir haber yer aldi. Baktigimda, icinde ICT (Bilisim Teknolojileri, Bizdeki adiyla Bilgisayar ve Ogretim Teknolojileri Ogretmenligi yok). Bu konuda defalarca yazmistim ve bu kadar cehaletin egitimle mumkun olabilecgini soylemistim. Gorebildigim kadariyla yakin gelecek icin umut yok size bu yazilarin bazilarinin adreslerini gonderecegim: http://www.myozden.blogspot.com/2011/07/pisa-ict-2009-sonuclar-uzerine-gorusler.html bu yazida PISA 2009 sinavlarindaki ICT konusundaki durumumuzu yazmistim. Bu yaziyi, “Rapordaki sonuçlar bu yapılanların ne kadar doğru olduğunu hepimize göstermiş oluyor. 2012'yi beklemeden hemen bu yanlıştan dönmekte büyük bir fayda bulunduğunu artık anlamalıyız. Bilgi ve İletişim teknolojileri dersini zorunlu hale getirip, dersi alan uzmanı olan Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü mezunu öğretmenlere teslim etmeliyiz. Değilse, 2012 yılında ben buradayım gene raporu okur ve sonuçlarını sizlerle paylaşırım :-)” diye bitirmisim, 2012 yili PISA sinavlari nisan ayi icersinde yapildi bu yil ICT gene bir baslik olarak ogrencilerimize soruldu, sonuclari tahmin etmek icin universite bitirmeye gerek yok ama sonucun bu sekilde cikacagini bile bile tersine israr etmekte gercekten bir egitimin sart oldugunu dusunuyorum. Size ekte 21. Yuzyil becerileri icin bir adres gonderiyorum (http://www.p21.org/ ) 4 temel beceri gurubu arasinda Information, Media and Technology Skills yer aliyor. Bu beceriler icin de http://www.p21.org/overview http://www.p21.org/overview/skills-framework/350 adreslerinde genis bilgi veriliyor.
Milli gelirin 10.000 dolara saplanip kaldigi su gunlerde kurtulusun uretimden gectigi bilindigi halde 12 yil boyunca zorunlu olarak okutup YGS LYS’de sordugumuz sorularin cevabini alamadigimiz genclerimizi konu basligi olarak bile dikkate almadigimiz Bilişim Teknolojileri için PISA sinavlarinda nasil bir basari bekliyoruz acaba. Yillardir egitimle ugrasan bir kisi olarak ben bu sorunun yanitini bulamadim sizce yanlis sorular mi ? soruyorum. Bu konu ulkenin gelecegi icin cok onemli ama nedense cok uzerine gidilmiyor. PISA 2012 sonucalari (ICT) onumuzdeki aylarda en gec onumuzdeki yil icerisinde belli olacak umarim haksiz cikarim.
Saygilarimla
Prof. Dr. M. Yasar Ozden
Dekan
Egitim Fakultesi Orta Dogu Teknik Universitesi
06800-Ankara
http://guide.ceit.metu.edu.tr
Cumartesi, Nisan 14, 2012
Bilişim Teknolojileri Eğitimcileri Derneği Kuruldu..
uzun zamandır kurulmasını çok istediğim "Bilişim Teknolojileri Eğitimcileri Derneği" nihayet kuruldu. Derneğin WEB sayfasına adresinden erişilebilmektedir. Bu dernek bu alanda görev yapanların birlikte Bilişim Teknolojileri Eğitimi konusunda ortak akıl oluşturmalrına, sorunlarına çözüm bulmalarına, topluma yön göstermede yardımcı olacağını düşünüyorum. umarım, birlikte bu amaçlara ulaşabiliriz. Unutmadan, bunların olabilmesi için üye olmanız gerekecek :-). Derneğimizin kurulduğu şu günlerde, yazılı basında 4+4+4 olarak adlandırlan ve tüm eğitim sistemimizi ilgilendiren yasa çerçevesinde "Hizmetöncesi Öğretmen Eğitimi" konusundaki çalışmalarda son hız devam etmekte. Bu çerçevede Öğretmen yetiştiren kurumlar olarak Eğitim Fakülteleri de görüş oluşturmak amacıyla çalışmaktalar. Eğitim Fakültelerinde yer alan bölümlerde bu çalışmalar sırasında yeniden değerlendirilmektedir. ODTÜ, Eğitim fakültesi olarak öğretmen yetiştirme konusunda bizde görüşlerimizi ilgili yerlere ilettik. Genel görüşlerimizin yanı sıra, Bilişim Teknolojileri Eğitimi konusunda çalışan bir akademisyen olarak geçen yıl AB tarafından yayınlanan "Key Data on Learning and Innovation through ICT at School in Europe 2011" bir rapordan yola çıkarak oluşturduğum görüşlerimi diğer Eğitim Fakültesi Dekanlarına gönderdim. Kısaca özetleyecek olursam;
•Ekte gonderdigim sekilller bakildiginda AB’de Bilisim Teknolojileri konusunda ogretmenlerin gerekli becerileri hizmet oncesi programlarda kazandiklari ve eger bu gerceklesmezse daha sonra bu becerilerin hizmetici yontemlerle kazanmalarinin cok kolay olmadigi soyleniyor.
•Raporda ilgimi çeken bilgiler var, bizde Bilişim Teknolojileri dersi kredisiz, haftada bir saat ve seçmeli olmasına rağmen (Types of teachers teaching ICT in primary education (ISCED 1), 2009-10.png)’de ISCED 1 (İlkogretim birinci kademe)’ de Bilisim Teknolojileri dersinin Bilisim Teknolojileri ogretmenleri taraından verildiği söyleniyor.? Olmayan dersin öğretmenleri demek ki derslere giriyorlarmış?
•Aynı durum ISCED 2 ve 3 içinde geçerli (İlköğretim ikinici kademe ve ortaöğretim) orada da gene Bilişim Teknolojileri öğretmenleri derse giriyorlarmış? (Types of teachers teaching ICT in general secondary education (ISCED 2 and 3), 2009-10.png).
•ISCED 3 için çarpıcı bir başka bilgi ise okul yöneticileri Bilişim Teknolojileri öğretmeni bulmada çektikleri zorluk konusunda İgiltere’den sonra AB ikincisi olmuşlar (%47) (Percentage of students in the eighth grade attending a school which had difficulty filling.png).
•Öğretmenlerimizin çoğunluğu Bilişim Teknoloji konusundaki bilgi ve becerilerini öğremen yetiştiren kurumlarda verilen derslerde kazanmışlar ve bu becerilerin kazandırılması konusu Eğitim Fakültelerimizin kendi kararlarına bırakılmış? (Müfredatları Eğitim Fakülteleri belirliyor ya?) (MANY TEACHERS ACQUIRE ICT KNOWLEDGE AND SKILLS.png).
•ISCED 1, 2 ve 3 için Öğretmen Yetiştiren Kurumların ana müfredatlarında bakıldığında Bilişim Teknolojileri becerilerinin kazandırılması müfredat içerisinde yer almaktadır (ICT-related skills defined in the core curriculum for initial education for teachers.png)
•Öğretmen niteliğinin yoğunca tartışıldığı şu günlerde AB’de ISCED 1,2 ve 3’te görev yapan öğretmenlerin Bilişim Teknolojileri becerilerini değerlendirken biz buna gerek görmüyor muşuz? (Regulations on evaluating teachers' ICT skills.png).
Bu rapor, bizim Bilişim Teknolojileri konusunda birşeyleri yapıyormuş gibi yaptığımızı göstermesi açısından çok önemli görünüyor. Ayrıca, öğretmen yetiştiren kurumlar olarak temel mesleki bilgi ve becerilen edinilmesinde, Alan Bilgisi, Meslek Bilgisi (Pedagojik Formasyon), Genel Kültür yanında artık Teknolojik Formasyonunda (Bilişim teknolojileri) yer alması bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğretmenlerimizin Bilişim Teknolojileri konusunda bu becerileri kazanması yanı sıra ISCED 1,2 ve 3 seviseyinde okuyan öğrencilerimizinde yeterli bilgi ve beceri düzeyine gelebilmeleri için bu seviyelerde zorunlu dersler almaları ve bu derslerin ilgili uzman öğretmenlerce verilmesi gerekmektedir. Bu seviyeler için görev yapacak öğretmenleri Bilişim Teknolojileri Eğitimi bölümlerinde yetiştirilmesi uygun olacaktır.
Saygılarımla,
M. Yaşar Özden
14/4/2012
Çarşamba, Şubat 08, 2012
Öğrenmede Minimum Yasası
Öğrenme konusundaki düşündüklerimi 2004 yılında IFETS isimli tartışma ortamında yazmış ve bunun üzerinde yapılan tarışmada Educational Technology & Society dergisinde basılmıştı. Geçenlerde, bu yazının Türkçesi için bir mail alınca yazının tartışmaya konu olan asıl kısmınının çevirisini yaptım ve sizlerle paylaşıyorum.
M. Yaşar Özden
Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü
Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Türkiye
myozden@metu.edu.tr
Çok uzun bir zamandır “Öğrenme” nedir, nasıl gerçekleşir, sınırlamaları nelerdir, kalitesi nasıl artırılabilir v.b. diye düşünüyorum, sonunda “öğrenme” konusunda bir anlam oluşturdum ve bunları “Öğrenmede Minimum Yasası” olarak adlandırdım.
Bu oluşum sırasında Justus von Liebig tarafından oluşturulan “Minimum Yasasından” çok etkilendim (Liebig hakkında daha fazla bilgi için 1,2,3 numaralı kaynaklara bakabilirsiniz). Bu yasa bitkiler için önerilmiştir, bitkilerde verim (bitki tarafından oluşturulacak herşey) doğrudan en sınırlayıcı besinin ne olduğundan bağımsız olarak doğrudan miktarıyla ilişkilidir demektedir. Bu açıklamadan şu anlamı çıkarabiliriz, toprakta eksik olan besin maddeleri dışarıdan eklenerek belirli bir seviyeye kadar verimi artırmak mümkün olabilir, ya da verim doğrudan topraktaki en az besinin miktarı kadar gerçekleşecektir.
Bu yasayı, verim yerine “öğrenme”, en kısıtlayıcı besin olarak da öğrenen ya da öğrenmeye yardımcı olan insanın öğrenmeye hazır oluşu şeklinde tanımlarsak, anlamlı veya etkin öğrenmenin doğrudan öğrenme ortamındaki insanların öğrenmeye hazır oluşuna bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Öğrenme ortamındaki insan öğelerinden sadece birisini hazır duruma getirerek örneğin hazır öğretmen/hazır olmayan öğrenci veya hazır olmayan öğretmen/hazır olan öğrenci gibi durumlarda öğrenme en az hazır olanın seviyesi kadar gerçekleşecektir bunun üzerine çıkmayacaktır. Ayrıca, öğrenme ortamlarını destekleyici öğelerinin kalitesini artırarak (öğretim materyalleri, ya da kullanılan yöntemler) amaçlanan etkin/anlamlı öğrenme çıktılarına erişmemiz mümkün değildir (Şekil 1).
Burada önemli olan nokta, “öğrenme”yi bir bütün olarak ele alma zorunluluğudur. Bir bütün olarak öğrenmeye baktığımızda, öğrenme işlevinin gerçekleştiği ortamların insan öğesiyle birlikte onu destekleyen materyaller ve öğrenme için kullanılan yöntemlerden oluştuğunu söyleyebiliriz (Şekil 2).
Bu ortamlarda, sistemin cansız öğeleri olan materyal ve yöntemlerin etkisi hep ikincil etkiye sahiptir. Örneklemek gerekirse, uzun zamandır denediğiniz ve başaralı olduğunu düşündüğünüz öğretim materyallerine ve yöntemlerine sahip olduğunuzu düşünelim, bu durumda bile başarılı olmuş öğrenme süreçleri doğrudan öğrenme ortamındaki ister öğrenen ister öğrenmeye yardımcı olan insan öğelerine bağlıdır. Dolayısıyla, etkin ya da anlamlı öğrenme amaçlarına sadece ortamada kullanılan malzeme veya yöntemin kalitesini artırmak suretiyle ulaşmak mümkün değildir. Kısacası, Müfredat, Metod ve Materyal (3M) değiştirerek başarılı öğrenme etkinliklerine ulaşılabileceğini sanmak sadece bir hayaldir. Bu amaca erişmek için sistemin insan öğesine dikkat etmemiz gerekir. Genelde, insan niteliğini artırmaya yönelik çabalar uzun zaman gerektirdiği için kısa zamanda mucize çözüm bekleyenler 3M'nin tamamını, bir ya da bir kaç ögesini değiştirerek reform oluşturmaya çalışırlar fakat eğitim tarihimiz bu tür insansız reformların kötü sonuçlarıyla doludur.
Tam bu noktada, “öğrenme”nin ne olduğunu tanımlamak istiyorum, “öğrenme” negatifi olmayan, biz farkında olsak da olmasak da herhangi bir yerde ve zamanda gerçekleşen durağan olmayan (Bruner) ve sürekli bir işlevdir. Hayata gelişimizle başlar (bize aktarılanlarla birlikte anne karnındayken bile) ve yaşamımız boyunca sürekli öğreniriz bu yüzden eksik olur yanlış olur ama yok olmaz. Anlamlı öğrenmeler ise sosyal bir çevre içerisinde gerçekleşir. Bir yolla ve bir yere kadar kendi kendimize öğreniriz ama anlam içinde bulunduğumuz çevre/toplum yardımıyla oluşturulur.
Ben öğrenmenin sürekli olduğuna inanıyorum yani öğrenilen çoğu şeyin bizlere anne ve babalarımızdan (atalarımızdan) “Learnosomes”? adını verdiğim öğrenmenin temel yapıları aracılığıyla aktarıldığını düşünüyorum. Ne yazık ki, günümüzde bu yapıların moleküler varlığı konusunda bir doğrulama olmasada yakın bir gelecekte varlıklarının bulunacağı konusunda iyimser görüşe sahibim.
Öğrenme sürekli bir işlev olduğu için devamlı bir şekilde öğrenemeye devam ederiz, öğrendiklerimiz hiç bir zaman tamamıyla kaybolmaz daha önceki tecrübelerimiz ve sosyal çevrenin etkisiyle yeni anlamlara dönüşür yani "öğrenme yoktan var olmaz, var olan öğrenmeler de yok olmaz ancak şekil değiştirir" (Öğrenmenin Korunumu (Sakımı) Kanunu).
Bu bilgilerin ışığında şunları söyleyebiliriz;
1. Anlamlı ya da etkin öğrenme amaçlarına ulaşmak için öğrenme ortamının/evreninin insan öğelerine yoğunlaşmamız gerekir. Verimli öğrenmeler doğrudan bu işleve en az hazır olanın seviyesiyle belirleneceği için zayıf halkayı belirleyip güçlendirmemiz verimi artıracaktır. Bu sağlanıktan sonra
2. “Oluştumacı” felsefeye göre “iyi seçilmiş soru/problem” gerçek hayat problemleri bularak yola çıkmalıyız,
3. Öğrenme ortamlarını değişik öğrenme becerilerine uygun olarak zenginleştirmeliyiz.
4. Öğrenme ortamında öğrenme işlevine katkı yapacak kişilerin rollerini yardımcı/kolaylaştırıcı olacak şeklide değiştirmeliyiz ve son olarak
5. Anlam vermenin sosyal çevrede oluştuğu fikirini göz önünde bulundururarak öğrenme etkinliklerinde gurup çalışmaları yapılmasını sağlamalıyız.
Kaynaklar:
1) Gillispie, C. C. (1981-1990). Dictionary of Scientific Biography, 7, New York: Scribner.
2) Brown, C. A. (1942). "Justus von Liebig--Man and teacher." and "Liebig and the Law of the Minimum". In Liebig and After Liebig: A century of progress in agricultural chemistry, Lancaster, PA: The Science Press Printing Co.
3) van der Ploeg, R. R., Böhm, W., & Kirkham, M. B. (1999). On the origin of the theory of mineral nutrition of plants and the Law of the Minimum. Soil Science Society of America Journal, 63, 1055-1062.
4) Bruner, J. (1960). The Process of Education, Cambridge, MA: Harvard University Press.
Pazar, Ocak 08, 2012
Teknolojik Formasyon? Ne olabilir ki?
Merhaba:
Bu konuda uzun süredir yazmak istiyordum ama bir türlü fırsat olmadı. Aslında, günümüzde konuştuğumuz sorunların çoğunda detayda kaybolduğumuz için asıl sorun olduğu gibi devam ediyor ama bir türlü çözüme ulaşmak mümkün olamıyor. Teknolojik araç gereçleri öğrenme ortamlarına getirmekle bunların öğretim kalitemizi artıracağı varsayımı konusunda çok sayıda yerli ve yabancı kaynaklarda çalışma bulmak mümkün. Bu çalışmalarda, sorunun bu yöntemi kullanarak çözülemediği kaynak verilerek anlatılıyor, ama çözüm konusunda çok fazla birşey söylenmediği için sonuçta aynı çözüm kümleri kullanılarak farklı sonuç almak için uğraşıp duruyoruz (bunun mümkün olmadığı konusunda A. Einstein'in bir öz deyişi var!). Peki, bu durumda sorunu basitleştirip tekrar soracak olursak (derslerde öğrencilerimle paylaştığım bir deneyimim var "Problemi çözmek istiyorsan basit düşün (Think simple)" soru "Öğretim Ortamlarında Teknoloji Entegrasyonu Nasıl Gerçekleştirilebilir", eğer derdimiz teknoloji kullanarak öğretim kalitesini artırmaksa öncelikle sıralama yapmadan bu amaç için nelerin gerekli olduğuna birlikte bakalım,
- ortamın buna uygun olarak tasarlanıp kullanıma hazır olması gerekecektir (donanım boyutu).
Bu ortamda öğretim etkinliği; öğrenmek isteyenler ve bunlara yardımcı olmaya çalışan, yol gösteren, rehberlik yapan vb. öğrenme yardımcılarının (Öğretmenlerimizin) katılımıyla gerçekleştirilecektir.
Öğrenme, özellikle anlamlı öğrenme canlılara özgü bir yetenek olduğu ve sadece birey tarafından sosyal bir çevrede bireysel olarak anlam verilerek gerçekleştiği için öğrenme ortamındaki insan öğesinin bu duruma hazır olması çok büyük bir önem taşımaktadır (Law of the Minimun in Learning). Bu noktada vurgulamak istediğim, insan dışı bütün gereksinimler bir araya getirildiğinde (donanım gibi) öğrenme etkinliğinin kalitesi bu ortama en az hazır olan insan faktörü tarafından belirlenecektir. Örneğin, öğrenciler bu tür bir ortamda öğrenim almaya hazır fakat onların öğrenme etkinliklerine yardımcı olacaklar hazır değillerse, bu öğretim etkinliğinin kalitesi hazır olmayanın seviyesi kadar olabilecektir.
Günümüz öğrencileri teknolojik ortamlarda yaşama hazır oldukları için (Sayısal Vatandaşlar) sorun hep dönüp dolaşıp günümüz öğrencilerine öğrenim yaşamlarında en büyük katkıyı verebilecek günümüz tabiriyle "Öğretmenlerimiz" olmaktadır. Peki, bugünkü yetiştirilme koşullarıyla öğretmenlerimizin günümüz öğrencilerine istedikleri katkıyı yapmaları olası mıdır? Eğer cevabımız evetse sorun çözülmüş oluyor, bu durumda aynen devam edebiliriz. Fakat, yazının başında bunun böyle olmadığını söyleyerek başladığım için çözüm için ne yapabiliriz konusundaki görüşlerimi paylaşmaya devam edeceğim.
Günümüzde, Öğretmen olmak için Eğitim Fakültelerinden mezun olan öğretmen adaylarının mezuniyet sonrası çalışacakları branşlarda kullanacakları Alan Bilgisi konusunda Teknoloji konusunda aldıkları bilgiye nazaran daha fazla öğrenim gördüklerini söyleyebilmek zor değildir. Aynı varsayım öğretmen adaylarının Alan bilgilerini (AB) aktarmak için kullanacakları meslek bilgisi (Pedagojik Formasyon, PF) konusunda da geçerlidir. Fakat, teknoloji yoğun ortamlarda öğretmen adaylarının bu araçları kullanarak alan bilgilerini meslek bilgilerini kullanarak aktarmalarına neden olabilecek bilgi birikimleri tartışma konusudur. Tam bu noktada karşımıza iki eksiklik çıkmaktadır, bunlardan birincisi Öğretmen adaylarının ihtiyacı olan Teknoloji Bilgisi ile bu bilgiyi ilgili oldukları alanda nasıl kullanabilecekleri bilgisi.
Bu durumda, beklentilerimizi buna göre şekillendirecek olursak öğretmen adaylarımıza Alan Biligisi (AB), Meslek Bilgisi (MB) ile birlikte bir de Teknolojik Formasyon vermemiz gerekmektedir.
Teknolojik Formasyonun ne olması gerektiği konusunda özetle; Teknolojik Alan Bilgisi, ile Teknolojik Alan Bilgisinin Öğrenimde Kulanılma Bilgisi gerekmektedir. Teknolojik Alan Bilgisi, teknolojinin kendisi/kullanımı (üretim dahil) ile bu teknolojilerin ilgili alanda kullanımını kapsamaktadır.
Bu bilgilerin ışığında baktığımızda öğretmen yetiştiren kurumların müfredatlarının bu çerçevede bir değişime uğraması bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer, öğretmenlerimizi bu çerçevede yetiştirebilirsek daha sonra Teknoloji Entegrasyonu niçin olmuyor diye çalışmalar yapma gereksinimimizde kendiliğinden ortadan kalkmış olacaktır. :-)
SaygılarımlaM. Yaşar Özden
8.1.2012
Perşembe, Ekim 20, 2011
İnternet cehaletine karşı eğitim şart? Hadi canım sende :-)
Saygılarımla,
M. Yaşar Özden
20/10/2011
Pazar, Temmuz 31, 2011
PISA, ICT 2009 Sonuçları Üzerine Görüşler... !
2009 yılında yapılan PISA sınavının ICT (Bilgi ve İletişim Teknolojileri) konusundaki sonuçlarına 2011 yılınının haziran ayında yayınlanacağı duyurulmuştu ve bu konudaki rapora
OECD (2011), PISA 2009 Results: Students on Line: Digital Technologies and Performance (Volume VI) adresinden erişilebilmektedir. Bu raporun olası sonuçlarına bundan önce yazdığım birçok yazıda vurgu yapmış ve Milli Eğitim Bakanlığının TE 1-8 seviyesindeki okulların programlarında yer alan Bilişim Teknolojileri 1-8 dersini seçmeli hale getirmesini, ders saat sayısını bire düşürmesini ve kredisiz hale getirmesini eleştirmiştim. Bu derslerin kaldırılmasının alanyazına "Sayısal Yarılma (Digital Divide)" olarak geçen kavramın artık ikinci aşamaya geldiğini (9 Ağustos 2009'da yazdığım yazı) birinci aşamadaki bilişim teknolojileri kullanımına olanak sağlayan araçlara sahip olmanın artık yetmeyeceğini bunun yerine artık bunları nasıl kullanarak üretici olunabileceğinin önemli olduğunu (İkinci yarılma) vurgulamıştım. 2009 yılında yaptığım bu vurgu yeni 2011 haziran ayında açıklanan PISA, ICT raporunun 144. sayfasında;
--------------------------------------------------------
da aynı şekilde vurgulanmaktadır. Kısacası, okullara sadece teknolojik araç-gereçleri doldurmak yeterli olmamaktadır denmektedir. Tam bu noktada; TE 1-8 "Bilişim Teknolojileri" derslerinin zorunlu olmasının önemsiz olduğunu ileri sürenler, bu dersin kapsamında edinilen bilgi ve becerilerin artık öğrenciler tarafından kendi kendilerine kazanıldığını dolayısıyla bu derse gerek olmadığını ileri sürmektektedirler. Fakat, rapor dikkatle incelendiğinde durumun hiçte bu uzgörüsü müthiş arkadaşların söylediği gibi olmadığı ortaya çıkıyor. Raporun tamamı bizim ülkemiz için dersler içermekte ama ben sadece daha önce değişik defalar gündeme getirdiğim "Bilgi ve İletişim Teknolojileri" dersi çerçevesinde örnekler vermekle yetineceğim;
Raporda (Sayfa 170) Şekil VI.5.26'da beş başlıkta (Dijital resim işleme, veri tabanı oluşturma, hesap tablosu kullanarak grafik oluşturma, sunum oluşturma ve ses, görüntü ve resim içeren çoklu ortam materyali hazırlama) OECD ortalamalarını yüzde olarak verilmektedir. Dijital resim konusunda ben kendi kendime yeterim diyenler %61 olurken, veri tabanı oluşturabilirim diyenler oranı %27, çoklu ortam materyali hazırlayabilirim diyenler %54, sunum hazırlayabilirim diyenler %71 ve hesap tablosu kullanarak grafik üretebilirim diyenlerin ortalaması %52 olmuş. Bu oranları aklımızda tutup bu sınava katılan öğrencilerimizin durumuna baktığımızda; Çoklu ortam üretebilirim diyenlerin durumunu diğer ülklerle kıyasladığımız zaman;
Aynı şeklide, hesap tablosu kullanarak grafik oluşturma ortalamalarına baktığımızda;
gene OECD ülke ortalamalarının altında kaldığımız açıkca görülmektedir. yıllar olarak bu becerilerdeki gelişmelere baktığımızda (2003 ve 2009'daki durumları);
2003 ve 2009 yıllarındaki hesap tablosu kullanımı, sunum hazırlama ve çoklu ortam materyali hazırlamada bizim öğrencilerimizde gelişme görülsede hala OECD ülke ortalmalarının altında kaldığımız açıkca görülmektedir. Tam bu nokta da 2012 yılında yapılacak olan PISA ICT değerlendirmelerinde durumumuzun daha da kötüye gideceğini söylemek için falcı olmaya gerek yoktur (bu cümleyi daha önce 2009 için kullanmış ve umarım yanılırım demiştim ama şimdi daha kesin olarak söyleyebilirim çünkü 2009 PISA-ICT sonuçları o varsayımımı ispatlamış durumda). 2006 yılında programını yapmış olduğumuz Bilgi ve İletişim Teknolojileri 1-8 dersi aynı yıl ani bir kararla seçmeli hale getirildi, kredisi sıfırlandı, ve haftada bir saate sınırlandı. Rapordaki sonuçlar bu yapılanların ne kadar doğru olduğunu hepimize göstermiş oluyor. 2012'yi beklemeden hemen bu yanlıştan dönmekte büyük bir fayda bulunduğunu artık anlamalıyız. Bilgi ve İletişim teknolojileri dersini zorunlu hale getirip, dersi alan uzmanı olan Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü mezunu öğretmenlere teslim etmeliyiz. Değilse, 2012 yılında ben buradayım gene raporu okur ve sonuçlarını sizlerle paylaşırım :-)
saygılarımla
M. Yaşar Özden
Çarşamba, Haziran 08, 2011
TIMSS (Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması) 2007
1 Mayıs 2011 tarihinde yazdığım "PISA (Programme for International Student Assessment) 2009 ICT Sonuçları" başlıklı yazımda uluslararası olarak yapılan bu sınavlarda ICT (Information and Communication Technologies) (Bilişim Teknolojileri) konusunda yapılacak kıyaslamalarda eğer şimdiki anlayış devam edecek olursa durumun hiçte iç açıcı olmayacağını söylemiştim. Öncelikle, anlayışın ne olduğu söyleyerek başlayayım, Milli Eğitim Bakanlığı 2006 yılında geliştirilen "Bilişim Teknolojileri" 1-8 sınıflar programını hiç uygulamdan, önce 4-8 sınıflarla sınırladı daha sonra her ne hikmetse dersin kredisini sıfırladı, haftada bir saate indirdi ve seçmeli hale getirdi. Gerekçe olarak da öğrencilerin artık bilgisayarı kendi kendilerine öğrendiklerini bunun için bir ders almalarına gerek olmadığını söylediler ve okullarda görev yapan Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Bölümü (BÖTEB) mezunu öğretmenleri asıl görevleri dışında (Bilişim Teknolojilerinin üst düzeyde öğrenilmesine yardımcı olmak) kullanmaya başladılar, başka okullara ihtiyaç fazlası olarak gönderdiler. Bunun bir bedeli olmalıydı, 1 mayıs 2011'de yazdığım yazıda PISA, ICT sonuçlarını bekleyelim görelim derken, geçen hafta sonu ODTÜ, Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü ile Milli Eğitim Bakanlığı Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesinin ortaklaşa düzenledikleri bir sempozyumda SBS ve TIMSS 2007 sınav sonuçları tartışılırken kısaca bilgisayar ve Internet kullanımının Fen ve Matematik başarısı üzerine olan etkilerini görünce öğrencilerimize ne kadar büyük bir kötülük yapıldığını bir kez daha anlamış olduk. Sunulan rapor, Mehmet Şişman, M. Bahaddin Acat, Ahmet Aypay ve Engin Karadağ tarafından hazırlanmış. Başlığı "TIMSS 2007 Ulusal Matemtik ve Fen Raporu: 8. Sınıflar" bütün rapor okununca ülke çapında ekonımik durumu yerinde olanlarla (%5) ekonomik durumu iyi olmayanlar arasında eğitime erişim olarak bakıldığında büyük bir farklılığın olduğu ortaya çıkıyor. 8. sınıf çocukların eğitimi eşit olarak paylaşmaları ise bir hayal. Bilişim Teknolojileri konusuna gelince daha önceki yıllarda Bilişim Teknolojileri dersi sayesinde öğrenci başına kullanımın 45 dakika olduğu düşünüldüğünde sonuçlar çok şaşırtıcı değil. 2007 yılından sonra bu durumun daha da bozulduğu hatta Fatih projesiyle "Bilişim Teknolojileri Laboratuvarlarının" dağıtıldığı dünüldüğünde TIMSS 2007'den sonraki yılların ICT souçları yüzümüzün kızarmasına neden olacaktır diye düşünüyorum. Nereden bildiğime gelince :-) raporun 104. sayfasında "Evde Bilgisayar ve Internet Bağlantısının Bulunması Açısından Matematik Başarısının Karşılaştırılması" başlığı altında;
denilmekte ve öğrenci açısından "bilgisayar ve Internet kullanımının" ne kadar önemli olduğu puan olarak gözler önüne serilmektedir. Raporun 106. sayfasında ise "Öğrencilerin Evde ve Okulda Bilgisayar Kullanımı Açısından Matematik Başarılarının Karşılaştırılması" başlığı altında;
ile Raporun 278. sayfasında ise "Öğrencilerin Evde ve Okulda Bilgisayar Kullanımı Açısından Fen Başarılarının Karşılaştırılması" başlığı altında;
denilmektedir. Ne diyeyim; "Doğru söze ne denir". Umarım PISA sınavının bu ay içine açıklanacak ICT sonuçları bunlardan farklı olsun ve birlikte sevinelim!
Çocuklarımızın geleceği konusunda bu tür kritik kararlar alınırken, "Daktilonun öğretmeni mi? var ki, ya da daktilo öğretmek için ders mi? açıyoruz (ama bilgisayarın hem mühendisliği ve hemde bilimi olduğunu unutarak) gibi hafif benzetmelerle müfredattan "Bilişim Teknolojileri" dersini kaldıranların bu sonuçlara bakarak nelere neden olduklarını düşünmelerinde fayda olduğu kanısındayım.
saygılarımla,
8/6/2011
M. Yaşar Özden
Salı, Mayıs 03, 2011
Bilişim Teknolojileri için de çılgın projeler bekleniyor ???
başlığı bugün aldığım bir mailden aldım. BT Haberin bu sayısında aşağıdaki makaleyi okumaya başlayınca gene aynı şeyleri hatırlamaya başladım. Temel eğitim seviyesindeki öğrencilerimize ileride çok fazla kullanmayacakları ya da bütün hayatları boyunca sürekli olarak kullanmayacakları bilgi ve becerileri kazanmaları için saatler/haftalar/aylar/yıllar boyu dersler verirken Bilgi ve İletişim Teknolojileri konusundaki dersleri müfredattan kaldırarak aşağıdaki projleri yapacak insanları nereden bulacağız? Yazının bir bölümü aşağıda;
Bilişim için de çılgın projeler bekleniyor
Partiler, 2011 seçim beyannamelerinde daha önceki seçim beyannamelerine oranla, bilişim, bilgi toplumu, e-devlet ve bilgi ve iletişim teknolojileri kavramlarını çok daha yoğun biçimde kullanıyor. Seçim beyannamelerindeki birçok başlık için geç kalınmış olsa da bilgi ve iletişim sektörünün gerek katma değer gerekse Türkiye’nin geleceği açısından öneminin farkına varıldığının göstergesi.
Partilerin sektöre yönelik vaatleri şu başlıklar altında:
l Sabit ve mobil iletişim ve genişbant erişimi
l Fiber altyapı
l Bilişim Vadisi
l Yerli bilişim ürünleri
l e-Ticaret
l e-Dönüşüm
l e- Devlet
l Kağıtsız kamu hizmeti ve e-devlet
l Bilgisayar okuryazarlığı
l Siber güvenlik ve siber tehdit
l Karasal sayısal TV yayıncılığı
l Acil durum haberleşme sistemi
l Yerli cep telefonu üretimi
l Çağrı merkezleri ve veri merkezleri
l Yerli uydu yapımı
l Ar-Ge destekleri.
l Jenerik teknolojiler
l Ar-Ge ve inovasyon
l Üniversite – sanayi işbirliği
l Teknokentler
l Yazılım
l Genişbant
l Yasal değişiklikler
l Avrupa’nın bilişim ve
yazılım üssü
l Bilişim reformu
l e-Devlet
l Veri paylaşımı
l Telif hakları
l Dezavantajlı kesimlere ücretsiz internet
l Bilgi ve İletişim Teknolojileri Bakanlığı.
MHP tarafından değinilen başlıklar
l Bilime önem verilmesi
l Ar-Ge
l Bilgi toplumu
l Milli Yenilik Sistemi
l ATAM
l Sosyal bilimler
l Ucuz hızlı haberleşme
l Sayısal yayıncılık
l e-Yaşam
l Bilişim Vadisi
l Bilim, Teknoloji ve İletişim Bakanlığı
l e-Devlet.
-------------------------------------------------
büyük bir ihtimalle diğer partilerin de bunlara benzer hedefleri/düşünceleri/planları vardır. Ülkemizde hayal ticareti serbest piyasa koşullarına uygun? olarak oluşmadığı, kontrol edilmediği için herkes korkusuzca hayal ticareti yapabiliyor. Yukarıdaki hedeflere ulaşmanın temel koşulu Bilişim Teknolojileri konusunda yetişmiş insan gücünden geçmektedir. Bu konuda iddialı olan mucize ülkelere bakıldığında bu işi şansa bırakmadıkları kolayca görülebilir. Biz ise, bu işi öğrenciler kendi kendilerine öğrenebilir diyerek tamamen şansa bırakmış durumdayız. Ne diyeyim, bu yolla başarılı olursak bu gerçekten Türk mucizesi olarak alan yazında müstesna yerini alacaktır.
saygılarımla,
M. Yaşar Özden
Pazar, Mayıs 01, 2011
PISA (Programme for International Student Assessment) 2009 ICT Sonuçları
OECD tarafından gerçekleşitirilen PISA (Programme for International Student Assessment) sınavının 2009 yılına ait olan sonuçları daha önce yayınlanmıştı. İlgilenenler aşağıdaki bağlantıdan rapora ulaşabilirler;
OECD-PISA
Sayfaya eriştikten sonra sayfayı biraz aşağıya doğru kaydıracak olursanız 6. kısım olarak;
Volume VI, Students on Line: Reading and Using Digital Information, explores students’ use of information technologies to learn (forthcoming - June 2011)
ifadesiyle karşılaşacaksınız. Bunun anlamı, ICT konusunda öğrencilerimizin elde edeceği sonuçlar önümüzdeki haziran ayı içerisinde bu siteden erişime açılacak. Bu sonuçları 2006 yılıyla kıyaslama yapma şansını elde edebileceğiz. Ben, 2009 yılında 2006'ya nazaran çok büyük değişim beklemiyorum, ama asıl değerlendirmeyi 2012 yılında yapabileceğimizi düşünüyorum. Nedenine gelince, bunun için çok zeki olmaya gerek yok. 2007 yılından itibaren, K-8 öğrencileri için Bilişim Teknolojileri dersleri yapılan bir değişiklikle zorunlu olmaktan çıkarıldı, hafta ders saati 1 (bir) saate indirildi ve dersin kredisi sıfırlandı. Bunun bir sonucu olmalı. Bizde öğrencilerin çoğunun evinde bilgisayar olmadığı için Anadolu'da birçok okulda öğrencilerin bilgisayara dokunabildikleri tek ders olan bu dersin yukarıdaki formata çevrilmesiyle öncelikle K-8 seviyesindeki ortalama 45 dakika olan bilgisayar kullanım seviyesi düşecektir, daha sonra da bu düşük seviyeyle elde ettiğimiz sonuçlar değişecektir. Umarım ve isterim ki zaman beni haksız çıkarsın. Bu konuda PISA-ICT sonuçlarına etki edecek bir faktör, Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Projesi (Eğitimde Bilişim Teknolojilerinin ruhuna FATİHA Projesi) olacaktır. Bu proje için de okullardaki BT sınıfları bozuluyor duyumları etrafta paylaşılıyor, umarım yanlış bilgidir. Ayrıca, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi öğretmenleri artık dersleri olmadığı için başka yerlere tayin ediliyormuş.
Hep birlikte dua edelimde Uluslararası değerlendirmeler bu uygulamaları desteklesin. Olmazsa, kim bu kadar para ve emeğin hesabını verecek? bu geçen zaman nasıl telafi edilecek.
Bekleyip görelim derim.
Pazar, Kasım 21, 2010
Gözümüz aydın F@TİH geliyor....
Cumartesi günü Vatan gazetesinin birinci sayfasında yer alan haberde "570 bin sınıfa internet geliyor" dendikten sonra haberin devamında "İlk ve ortaöğretimdeki her sınıfta bilgisayar, projeksiyon makinası ve akıllı tahta bulunacak deniliyordu. Asıl önemli açıklamalar ise haberin iç sayfalarda verilen devamında geliyor ve "Türk Eğitiminde devrim yaratacak nitelikte önemli bir proje pazartesi günü açıklanıyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın yeni projesiyle her sınıfta internet bağlantılı dizüstü bilgisayar ile elektronik projeksiyonlar olacak. Öğrenciler evlerinde de okulun bilgisayar ağına bağlanarak ödevlerini güncelleyebilecek... diye devam ediyor.
Haberi tamammını okuyunca bu yıl okulların %40'ında uygulanacağını öğrenip çok mutlu oldum. Bu devrim haberlerini ne zaman duysam içim bir hoş oluyor nedense. Projenin dayanağı olarak, eğitim ve öğretimde niteliği artırmak (nasıl olcaksa, bu cihazları sınıflara taşıyınca olacaksa hemen diğer geri kalmış ülkelere haber verelim onlarda faydalansın) ve fırsat eşitliğini sağlamak (bu makinalar sınıflara konunca sadece öğretmenin önünde olacak, bu durumda fırsat eşitliği seyirci konumunda olmada sağlanacak galiba)amacıyla geliştirilen "Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (F@tih) Projesi'nde sona gelindi denilmektedir. Ben amaca bakınca fırsat eşitliğini sadece seyirci konumunda görebiliyorum, teknoloji konusuna gelince burada adı geçen teknolojiler çok uzun zamandır diğr ülkelerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Fırsat eşitliği değil de teknolojik araç gereç satan firmalar için oldukça yağlı bir fırsat olabilir.
Bu proje konusunda daha detaylı fikir paylaşımında bulunmak için bu yazıyı takip eden birkaç yazı yazmayı düşünüyorum. Nedenine gelince, birkaç yıl içerisinde demode olabilecek araç gereçleri eğitim/öğretim ortamlarına taşımayı eğitim/öğretimde devrim sanmanın bir son bulmasını istiyorum. Eğitimin bu ülkenin kaderini değişitirebilecek yegane çıkış yolu olarak görüyorum. Günümüzün moda terimleriyle "ülkenin bilişimle" kalkınacağını düşünüyorum. bunu sadece ben düşünmüyorum, benim gibi bir sürü kişi bu konuda düşünüyor ve çözüm önerileri sunuyor ama bu fikirlerin uygulamaya geçmesi sadece siyasilerin tercihleriyle belirleniyor. o nokta da çoğu zaman ortak akıl uygulamaya geçmiyor.
Bu projeyi okuyunca hemen aklıma 2000'li yıllarda uygulanan Temel Eğitimi Destekleme Projeleri geldi. Bu projeler çerçevesinde ülkede hatırı sayılır sayıda okula bilgisayar laboratuvarları, bilişim odaları kuruldu, birçok okul internete bağlandı ya bağlandığı söylendi. fakat daha sonraları yapılan değerlendirme çalışmalarında görüldü ki içinde 1000'den fazla öğrencisi olan okulun bilgisayar laboratuvarını ADSL ile 256/512K ile internete bağlamak o okulları internete bağlamak ve kullandırmak anlamına gelmiyor. ayrıca, bu bağlantı parası için ayrılmış bütçe olmayınca bu bağlantılar sürekli olmuyor. makinalar bozulunca bakım olmuyor v.b. sonuçta teknolojiyi satın alıp eğitim/öğretim ortamına getirmek devrim yapmak anlamına gelmiyor. Aslında bu tür devrim yapacakların öncelikle bu yapılması düşünülen projenin bütününü düşünüp ona göre yola çıkmlarında fayda olduğunu düşünüyorum. Öğretim Teknolojileri alanında bu tartışma çok uzun yıllardır dillendirilen (Clark-Kozma) bir tartışmayı hatırlattı bana. oradaki konu araç/ortam mı? yoksa yöntem mi? ikilemi çerçevesinde gelişiyordu. aslında ben her ikisininde önemli olduğuna inanıyorum ama öğrenme sırasında ikincil rollerinin olduğunu düşünüyorum. Bu konudaki düşüncelerimi "Öğrenmede minimum yasası" başlıklı yazıda özetlemişitim. Öğrenme özellikle de anlamlı öğrenme insan ürünü olup insanların katılımıyla gerçekleşiyor. Bu işlem sırasında ortam/teknolojik araçlar, kullanılan yöntemler hep ikincil rol oynuyorlar. Ama nedense en kolay olan bu ikincil araçların değiştirerek eğitim/öğretimi şekillendirebileceğimizi sürekli devrim peşinde koşuyor ama yenik güreşçi misali güreşe doymuyoruz.
Bu projenin bir başka olumsuz sonucu bu güne kadar okullarda oluşturulan bilgisayar laboratuvarlarının (gerçi çoğu çok eski makinlardan oluşuyor) sınıflara dağıtılmasıyla artık öğrencilerin BEP I ve II'de ulaşabildiğimiz öğrenci başına 45-50 dakika/hafta oranlarınında yakın bir zamanda sıfırlanacak olması ve bunun sonucunda birçok öğrenci için o kadarlık kullanım bile hayal olacak. Artık öğrenciler tamamen seyirci konumuna gelecek. Bu kurgu öğretmeleri de kötü etkileyecek artık derslerini tahtaya yazıp paylaşma yerine powerpoint sunuları sınıfların hakimi olacak, bu sunuların bir kısmı kendileri tarafından hazırlanırken çoğu sağdan soldan bulunup ders ortamlarına taşınacak. daha önceleri ders planları paylaşılırken buna bir de elektronik ders notları eklenecek. bu giderek tek tipleşmeyi getirecek. AKILLI TAHTA'ya yazılan yazılar çok şükür saklanıp paylaşılabileceği için (projede öyle yazıyor) öğrenciler okulun sitesine bağlanıp alınabilecek :-) (ben bilmeden galiba bu üklede bilgisayarlaşma %90'ların aynı zamanda da inetnete bağlanma %90'ların üzerine çıktı galiba). henüz internete çıkma oranlarının %50 olduğu bir ülkede bu tür hayaller biraz fazla olmuş. Burada ikinci bir konu ise AKILLI tahta/sınıf tanımlamaları bu tanımlar gerçekten cisminden fazla anlam taşıyorlar, ilk duyduğum günden bu yana aklıma yatmayan bu tanımlmalar beni atasözü sahibi yapacak "Bütün teknolojilerin aklı onu kullanan insanın aklıyla sınırlıdır" :-) Akıllı teknoloji olmaz teknolojiyi akıllı kullanan ya da kullanmayan insanlar vardır. sınıflarda bu araçların olması yukarıda saydığım noktalar gözönüne alınrak düzenlenecek olursa fayda sağlayabilir. Bizim devrimde ise sistemin en önemli bacağı insan gözönüne alınmadan damdan düşer gibi sınıflara akıllı araçlar konularak akıllı sonuçlar alınacağı varsayılmış. Projenin başarılı olabilmesi için gerekli olan, öğretmenlerin bu sistemleri kullanabilecek kadar hazır olması (Hizmetiçi-Hizmet Öncesi eğitim), öğrencilerin bu teknolojilere sahipliği göz ardı edilmiş.
Ayrıca, 90 yılların gözdesi Oluşturmacı yaklaşım (Constructivism) içinde çaba sarfetmek gerekecek. sınıfa bir bilgisayar, projeksiyon makinası konunca oradaki ders yöntemi ister istemez doğrudan anlatıma (ppt üzerinden oldukça kolay olacaktır) dönecektir bu da oluşturmacı öğretim ortamlarına iyi bir örnek teşkil etmeyecektir.
Buraya kadar bu yeni devrim sonucunda nelerle karşılacağımız konusundaki görüşlerimi paylaşmak istedim. Aslında, hergün devrim yapacağımıza birazda daha önce yapılıanların nerelerde eksik kaldığına bakıp sonra devrim yapsak daha iyi olur diye düşünüyorum. "Geçmişlerini iyi değerlendiremeyenler gelecekte geçmişlerini tekrar yaşarlar" diye bir deyiş hatırlıyorum. Eğitim sistemimizde bunun örnekleriyle dolu. 1940'lı yıllarda var olan ve bugün en iyi Oluşturmacı uygulamalar arasında gösterilen "Köy Enstitüleri"ni kapatıp daha sonra Amerika Birleşik Devletler'nde 1990'lı yıllarda popüler olan Oluşturmacı yaklaşımı 2000'li yıllarda eğitim/öğretim programlarının tamamına uygulamaya çalışan bir ülkede yaşadığım için bu yapılanlar çok yabancı değil.
Köy Enstitülerine benzer bir uygulamada 1990'larda kurulan Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Bölümleri'nin işlevleri ve mezunları konusunda yaşanmaktadır. Bu bölüm mezunlarının okuttacağı dersler arasında yer alan ilköğretimdeki derslerin kredileri sıfırlandı, seçmeli hale getirildi ve haftada bir saate indirildi. Orta kademe de ise bu öğremenlerin şu anda okutabileceği hiç bir ders bulunmamaktadır. 2009 PISA sonuçlarında ICT değerleri bu politikaların ne kadar doğru olduğunu hepimize gösterecektir.
saygılarımla,
M. Yaşar Özden



















